Gizle

Çağımızın Kontrolsüz Hastalığı…

Tüyleri ürperten bir olay…

Bir babanın, biri 4 diğeri 2 yaşında öz evlatlarını pompalı tüfekle öldürmesi.

Evet bu gerçek bir olay.

Bundan 2 gün önce yaşanan bir vahşetten bahsediyorum.

Bunun yapan bir baba. En acı veren ise öz babaları olması.

Boşanma eşiğinde olan karısı ile telefonda tartıştıktan sonra önce 2 kızını daha sonra kendini öldüren bir adam.

Araştırdım da, bu babanın bu psikolojik sorunu o anda ortaya çıkamaz.

Daha önceden de sorunları olup, telefon konuşmasının onu tetiklemesi ve cinnet geçirmesi ile ancak bunu yapabilir.

Bu çocukların annesinin o iki tabutun başında yaktığı ağıtları, akıttığı gözyaşlarını, bağırmalarını, bir tabuttan öbürüne koşmalarını, boş bakışlarını, isyanlarını izledikten sonra düşündüm.

Bu bireyi bu ruh haline sürükleyecek gerçekler neler?

Cinnet anı nedir?

Bir insan sevdiklerini öldürecek noktaya nasıl gelebilir?

Prof. Dr. Nevzat Tarhan’dan dinlediğim kadarı ile, “Bu soruların arkasında paranoya ortaya çıkıyor. Kişi yaşam sebebinin ortadan kalkığı gibi bir duyguya kapıldığında kendisi ve sevdiklerinin hep beraber yok olması gerektiğine kanaat getiriyor.” sonucunu ortaya çıkardım.

Cinnet, daha önceden kendini belli eden bir olaydır. Bu kişinin gerek sergilediği davranışlarla gerek konuşma tarzı ile çevresindekilerin bunu sezmesi gerektiğinin sonucuna vardım.

Aslında demek istediğim şu, bu cinnet geçiren ilk baba değil yalnız son baba da olmayacak.

Şimdi eğer ölümden korkuyor olsaydı zaten çocukları öldürür kendine zarar vermezdi fakat o onlarla beraber yok olmayı planlamış.

Diyorum ki,

Kimden hesap sorulacak?

Kime ceza uygulanacak?

Geride kalan hayatı zindana dönen, paramparça, yıkılmış bir anne.

Sinirler kontrol altına alınamıyor. Bu durumun ilerisi bu şekilde cinnet geçirmeye kadar gidiyor. Gerek kıskançlık, gerek boşanmak istememek, gerek zorla bir ilişkinin sürdürülmesini istemek.

Sinirlerimizi kontrol altına almak karşı tarafın değil, bizim elimizde olan bir durum. Sakinliğimizi, sabrımızı ne durumda olursak olalım karşımızdaki kim olursa olsun korumamız gerekmiyor mu?

Hiç kimse sinirli olmayı güzel bir huy gibi söylemesin. Önceden kestirenlerimizde var. “Ben sinirliyim karşımdaki ona göre davranacak”. Böyle bir dünya yok. Karşındaki sabır taşı mı? Herkesin kendince bir sinir noktası var. Herkes kendi kendini dizginleyecek. O çizgi iki taraflı da aşılmayacak. Kimse kimseyi pofpoflamak, alttan almak zorunda değil.

Sinir kendi kendimize arttırdığımız ve yine kendi kendimize azalttığımız bir eylem.

Kimse demesin ki, “yok artık ben bu cinnet anına gelmem.” Herkes gelir. Ve en sevdiğine zarar verir.

İşte gördüğümüz gibi. Babanın bir sinir anı ile 2 evladının canına kıyması.

Sinirlerine hakim olamamak kesinlikle bir hastalıktır ve doktor kontrolü altında tedaviyi kabullenip reddetmemelidir.

Kontrolsüz sinir çağımızda tehlikeli hastalık durumuna gelmiştir…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Tuğçe Göktaş - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Bugün Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bugün Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket 24 Haziran Seçimlerinde Hangi Adaya Oy Vereceksiniz?