Reklamı Kapat

Vazgeçtiklerini Mi Sanıyorsunuz!!!

Son dönemlerde dikkatimi çeken iki yorumu analiz ederek başlayalım. Birinci konu, ülke içinde yaşanan herhangi bir olayı dış bağlantıları ile açıklamaya çalıştığınızda “Her şeyi dış güçlere bağlıyorsunuz.” şeklinde bir kalıp ile karşılaşıyorsunuz. İkinci konu, ülkenin yaşadığı bir sorunda toplumsal bir mutabakat ihtiyacından bahsediyorsanız “Aynı gemide değiliz.” diye ifade edilen bir diğer kalıp kullanılıyor.

Öncelikle şu gemi meselesine bir açıklık getirelim. Eğer, banka hesaplarınızda istediğiniz an yurtdışı bankalarına aktarabileceğiniz milyon dolarlar varsa, çeşitli ülkelerden aldığınız ve sıkıntı hissettiğiniz anda kullanabileceğiniz oturum izinleriniz varsa, bu ülke ile aranızda aidiyet hissetme ile ilgili bir duygunuz da yoksa zaten aynı gemide değilsiniz demektir. Bu söylemi siyasi iktidara karşı olmanın bir tavrı olarak geliştirdiyseniz de çözümü siyasidir. Sorun geminin kaptanı ise siyasi mücadele yolu açıktır. Her seçim yeni bir fırsattır. Sadece halkı aşağılayarak, kaybedilen her seçimi, makarna, oy hırsızlığı gibi söylemlerle açıklayarak, bu ülkede seçim kazanılmadığını artık anlamak gerekiyor. Rakibiniz kadar çalıştığınıza, halka alternatif politikalar ile ilgili mesajlarınızı ilettiğinize, daha da önemlisi halkın güvenini sağlama adına gerekenleri yaptığınıza emin misiniz? Yıllarca yatıp seçim dönemlerinde ortaya çıkarak da bu halkı ikna edemiyorsunuz. Bu konunun çözümü olarak da inkar politikası “Aynı gemide değiliz.”

Sorun kaptanda ise çalışın değiştirin, sorun gemide ise şimdiden çok para biriktirin.

Gelelim her şeyi dış güçlere bağlama konusuna. 13 Kasım 1918, İngilizlerin İstanbul’u işgal ettiği tarih. Yüz yıl önce, İstanbul ve İzmir başta olmak üzere Anadolu toprakları büyük bir işgal girişimi yaşadı. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının, Anadolu insanı ile beraber verdiği büyük kurtuluş mücadelesi, bu topraklar için yapılan hangi planların ertelenmesi sonucunu doğurmuştur. Bu planlar çöpe mi atılmış, yoksa uygun zamanda kullanılmak üzere ertelenmiş midir. Bu zamanı uygun hale getirmek için ne gibi çalışmalar yapılmaktadır. 70’li yıllarda iç savaşın eşiğine gelmemiz, 1984 sonrası 34 yıldır yaşadığımız PKK terörünü bu planın bir parçası olarak görmemiz de bir psikolojik sorun mudur? Son dönemlerde Suriye’nin kuzeyinde sınırımızın dibinde oluşturulmak istenen terör devleti ne amaçla kurulmaya çalışılmaktadır? Geçmişte askeri üsleri için ülkelerden yer talep eden ABD, askeri üsleri için burnumuzun dibinde bir terör devleti kurma aşamasında neden gelmiştir? Ortadoğu da yapacağı operasyonlara merkez oluşturma çabasına giren ABD’nin hedefi sadece İran mıdır? Bu operasyonları devreye sokacağını öngörmek ve bunu birlikte yaşama duygumuzu ortadan kaldırarak yapabilecekleri gerçeğine dikkat çekmek bir travmanın sonucu mudur? Hiç sevmediğim bir söz “Birlik beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz günler.” diye başlayan sözdür.

Bu topraklarda yaşamanın tek yolu belirli dönemlerde değil, her zaman birlik ve beraberlik içinde olmaktan geçer.

1967 yılında Kıbrıs’ta katliamlar başladığında, bu ülkenin Kıbrıs’a asker çıkarabilecek bir çıkarma gemisi olmadığını dönemin başbakanı Süleyman Demirel’den dinlemiştik. Neden döneminde Kıbrıs’a çıkmadığı sorulduğunda, meşhur “Ne yapacaktık şehir hatları vapuru ile mi çıkacaktık?” sözü de ona aittir. Bugün bu topraklarda yaşayabilmenin birinci şartı, operasyon yapma gücü olan bir orduya sahip olmaktır. 15 Temmuz’un yaralarını sarmış, halkın ve karşındaki güçlerin saygısını kazanmış bu ordunun arkasındaki halk önemlidir.

Bu ülkeye içeriden destek almadan zarar verebilmek artık mümkün değildir.

Siyasi mücadelenizi biraz zahmet edip, halkı politikalarınıza ikna ederek yapın. Bu halkı karşı karşıya getirecek hamlelerin bu ülke insanına bir faydası yoktur. Bu planlar için çalışan ülkelere faydası ise çoktur.

SON SÖZ

Paris’te yaşanan Sarı Yelekliler Hareketi’ni, özellikle iktidar yanlısı basının, gezi olaylarının rövanşı olarak yorumlanması ve içten içe mutlulukla takip etmesi dikkatlerden kaçmıyor. Macron’un Avrupa Ordusu açıklaması ve Merkel’in destek vermesi, tehdit algılamasına ilk kez Rusya ve Çin’in yanına ABD’nin eklenmesini bu olaylar ile ilişkilendirenlerin sayısı da hızla artıyor. Bu sokak hareketlerinin bir laboratuvar olarak incelendiği ve ihraç etmek için hazırlık yapıldığı ise dikkatlerden kaçmaktadır. Yeni dönemde askeri operasyonu riski olan ülkelerde bu tarz operasyonlara gidiliyor. Fetö ve PKK’nın son durumları ve artık kullanım ömrünün sonuna gelmeleri bizim için de bu tarz operasyonlara başvurulma riskini ortaya çıkarmaktadır. Türk halkının sinir uçlarını da iyi bildikleri gerçeğini unutmamalıyız. Fransa’da ki laboratuvarlarda oluşturulmaya çalışılan mikroplara dikkat etmeliyiz. Dünya dengelerinin yeniden değişmeye başladığı bu dönemlerde her zamankinden daha fazla uyanık olmak gerekiyor.

TABİİ VAZGEÇMEDİKLERİNİ DÜŞÜNÜYORSANIZ!!!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Çetin Çıldır - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Bugün Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bugün Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

02

Fikret Başkan - Bildiğim kadarıyla siz özel bi şirkette çok başarılı bi satış yöneticisiydiniz. Uzmanlık alanınızla ilgili bi yazı rica etsek. Ekonomi :))

Yanıtla . 0Beğen 05 Aralık 22:45
01

Gurbi̇c - Süper bir analiz,her harfine katılmamak mümkün değil.tek eklemek istediğim ayrıştırma sadece muhalefet tarafından değil iktidar da alası ile kullanmakta.

Yanıtla . 0Beğen 05 Aralık 20:22

Anket Ak Parti İzmit Belediye Başkan Adayı Kim Olmalı?