Reklamı Kapat

Hayvan katilleri artık cezalandırılmalı

Çocukluğumuz da Baba ya da Annemize bu çocuklar kim diye sorulduğunda bizim Sıpalar derlerdi. Eminim birçoğunuzun aile büyükleri de sizleri tanıtırken o tatlığı bedeninde barındıran ismi gibi şirin bu kelimeyi kullanırdı. Sıpa dendiği zaman aklımıza dünyadan bihaber o günler gelirdi aslında ama bu hafta ardı arkası kesilmeyen vahşet dolu bir olay çağrışım yapıyor. Maalesef bu hafta Sıpa denilince o kötü video geliyor aklımıza. Ankara’da 24 yaşında aklı bali olmuş bir genç, annesiyle birlikte yoldan giden Sıpaya yanında bulunan Çoban köpeğini saldırtıyor. Bu saldırı karşısında Sıpa can veriyor. Öldürttüğü hayvandan daha hayvan olan bu arkadaş birde yaşattığı bu vahşeti sanki ülkeyi düşman askerinden kurtarmış gibi videoya çekip yayınlıyor. Akabinde tepkiler ve sonrasında adli işlemler yapılıyor. Savcılık kanunun emrettiği şekilde salıveriyor hayvanoğlu hayvanı. Çünkü Türk Ceza Kanununda Hayvanların Korunması Kanununa göre yapılan bu eylem suç değil. Bu kanuna göre yapılan eylem bir kabahat sayılıyor. 2004 yılında çıkarılan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu bir nebze de olsa hayvanların haklarını korumaya yönelik çıkarılıyor ama maalesef yetmiyor. Yapılan eziyetlerin, işkencelerin vs. suç olmaması caydırıcılık açısından pek etki etmiyor. Aslına bakarsanız bir hayvana eziyet etmekten işkence yapmaktan ve öldürmekten kaçınmak sadece suç olduğu için kaçınılması gereken bir durum da değil. Bir kişinin insan olması, his duygusuna sahip olması, acıyı hissedebilmesi gibi insani özelliklerinden dolayı bu eylemlerden uzaklaşmasına yeter de artar bence. Bunun dinle, inançla ya da ırkla bir alakası yok. Bu köklü bir Medeniyet’e sahip olmak ve onun bilincine varmak ile alakalıdır. Şimdi Medeniyetimizin bize miraslarından birisi olan hayvan sevgisini ve ona gösterilmesi gereken saygı ile ilgili Osmanlı döneminden bir şeyler anlatayım.

Topkapı Sarayının bahçesinde bulunan ağaçları karıncalar sarar. Bu durumdan kurtulmak isteyen Kanunu Sultan Süleyman ağaçların diplerine kireç döküp bu sorunu çözmek istese de ilim ehline sorup bu konuyu çözmek ister. Bunun üzerine Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendiye şairane yönünü kullanıp ‘’ Dırahtı(Ağaç) ger(eğer) sarmış olsa karınca zarar var mı karıncayı kırınca’’ diye sorar. Suale karşılık Zenbilli Ali Efendi’de bir şair gibi ‘’ Yarın hakkın divanına varınca Süleyman’dan hakkın alır karınca’’ diye cevap verir.

Medeniyetimizin bu konudaki birikimleri sadece bu örnekle ibaret değil. İslam Sancaktarlığının yanında aynı zamanda bir vakıf devleti olan Osmanlı İmparatorluğunda hayvanlar ve doğa ile ilgili vakıflarda mevcuttur. Mesela sakatlanan göçmen kuşlarının tedavisi için vakıf vardır. Osmanlıda yaşayan Fransız Comte de Bonneval adlı birisinin şu sözleri bile durumu analiz etmek için yeterlidir. ‘’ Osmanlı ülkesinde verimsiz ağaçların sıcaktan kurumasına meydan vermemek için her gün sulamaları için işçilere para vakfedecek Çılgın Türkler bile görmek mümkündür.’’ Yine bir kıssaya göre Osmanlıda topraklarının birisinde çiftçiler sulama amaçlı derenin, denizle birleştiği yerden su çeker. Çekilen suyun bölgesinin belirli kısmında su çekilir ve geriye çakıllar kalır. Bunu gören Kadı, çakılların arasında yaşayan küçük yaratıkların bu su da hakkı vardır deyip sulamayı kestirir.

Tarihimizde böyle bir bilincin olması gurur duymamızı gerektirirken bir yanda da tatbik etme zorunluluğunu getiriyor. Doğaya saygılı olmak bereketin temelidir bana göre. Doğada yaşayan canlılar ile bir arada kıyamete kadar yaşayacağımız ve kıyametten sonra onların hesabının üzerimizde olacağını bilmeliyiz. Dilsizlerin dilleri olmak amaçlı yaşadıkları vahşete dur deme yükümlülüğü gerek medeni kültürümüz gerek demokrasinin temelidir. 2012 ve 2017 yıllarında Hayvan hakları ile ilgili kanun tasarıları gündeme gelse de kanunlaşmadı. Dolayısı ile cezai yaptırımı yok. Akli melekeleri olmayan havyanların hak sahibi olması kimileri tarafından eleştiriliyor. Aklı olmayan insanların rahatça yaşadığı, oy kullanabildiği, özgürce seçim yapabildiği vs. bir dünyada amacı sadece eziyeti, işkenceyi ve öldürmeyi caydırmak olan bu haklar insanlık namına hayvanlara teslim edilmeli. Böylece aramızdaki fark ortaya çıkmalıdır. Hayvan öldürmenin bir sonrasının seri cinayetler olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış bir durumdur. Tolstoy’a göre ‘’ Hayvan öldürmekle insanı öldürmek arası bir adımdır’’ sözleri benim için önemlidir. Durumun buraya varmaması için caydırıcılığı güçlü olan yasa ya da önlemler alınmalıdır. Evinde bir kedi ile yaşayan ve doğacak çocuğuna merhamet aşılaması için birlikte büyümesini isteyen bir vatandaş olarak böyle bir kanun teklifinin sonuna kadar destekçisi olduğumu belirtir saygılarımı sunarım.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İbrahim İnanç Çakıroğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bugün Kocaeli Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bugün Kocaeli Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



Anket Kandıra'ya Çöp Tesisi Kurulsun Mu?