BIKKINLIK BİR İŞARET

Abone Ol

Her şey iyi gibi ama kötü aslında

Bir kum tanesiyim ama çölün derdini taşıyorum diye bir söz okumuştum. Benim duygularım o misal

Nerden başlamalı nasıl başlamalı bilemiyorum.

Tahammül etmek her koşulda susmak değildir. Bazen tahammül diye öğretilen şey, insanın kendini yok saymasıdır.

Topluma uzun zamandır erdemli olmak adı altında ezberletilen cümleler var. Haksızlıklar bu cümlelerin arkasında saklanarak büyüyor. Küçük yaşlardan beri zihnimize kazınan hayatımızda misyon edindiğimiz ve hatta kaderimize yön veren cümleler var. Zorbalıklarına, adaletsizliklerine, şahsi aç gözlülüklerine, kibirlerine yenik insanlar tarafından ezberletilen…

Sabret, idare et, ayıptır, günahtır, diğer hayatta mükafatını alacaksın, büyüklük sende kalsın, iyiyle geçinmek her kişinin, kötüyle geçinmek er kişinin işi, kol kırılır yen içinde kalır, diye diye diye diye aile içi zorbalığa, toplumsal zorbalığa ve hatta yönetimsel idari zorbalıklara maruz kalmayı erdem olarak belletip düşün(e)meyen, konuş(a)mayan sorgulamayan bidat ehli insanlar yetiştirildi. Ve ne üzücüdür ki iş çığırından çıktı; hiçbir şeye tepki vermeyen vicdanları kör sağır, her türlü haksızlığa zorbalığa sabır ya da ayıp ya da günah adı altında banane diyen ya da boyun eğen insanlıktan uzak biçare bir toplum yaratıldı.

Eserde emeği olan herkese ayrı ayrı hakkımı helal etmiyorum

Zamanla kelimelerin anlamları değişti. Mesela ‘’Sabır’’, mücadele etmekten ziyade yaşanılan haksızlıklara katlanılması karşılığında cennet vaad edilen inanmışların adanmışlıklarına ve kendi gibi düşünmeyenleri ezmeye çalıştıkları garip bir kavrama döndü

İnsanlardan adaletsizliğe alışmaları, eşitsizliği normalleştirmeleri, hak kaybını sessizce kabullenmeleri bekleniyor. İtiraz eden uyumsuz yorulan güçsüz ya da öteki ilan ediliyor

Sokakta korkunç boyutta yüzü asık gergin insan var

Sormak istiyorum neden bu kadar çok insan aynı anda bıkkın

Çünkü güven yok.

Tahammül dediğimiz öğretilerin beyinlere nakış nakış işlenmesi sonucu insanlar toplumun en küçük birimi aileden en büyük birimi devlet yönetimine kadar her konuda güven kaybetti ve dolayısı ile umut

Kurallara güven yok

Sözlere güven yok

Emeğin karşılığını bulacağına güven yok

Sevgiye güven yok

Adalete güven yok

Samimiyete güven yok

Dostluğa güven yok

Ve en önemlisi hukuka güven yok

Ve güvenin olmadığı yerde her şeye tahammül eden insan çözülür. Bazılarına yasal olan ve hak olan kurallar yaşamlar diğerlerine yük olunca toplumsal çözülmeler yaşanır ki yaşanıyor

Bazıları susarak ayakta ve hayatta kalmaya çalışırken bazıları da bunu fırsata çevirip zengin ve güç sahibi makinelere dönüyor. Bazıları sessizliği erdem sayarken diğer bazıları o erdemlerden rant elde ediyor

İşte adaletsizlik tam olarak burada başlıyor. Her şeye katlanan, sessizce içerden kutsanıyor ama korunmuyor. Yükü çekenler dayanıklılık, sebat ve şükür sahibi erdemli olarak alkışlanıyor ama asla ödüllendirilmiyor.

Ve ne yazık ki buna maruz kalanlar tarafından sorgulanmıyor

Asıl gerçek şu ki: Sürekli sabır ve tahammül etmek insanı olgunlaştırmaz. Alıştırır ve tüketir. Ve inşan alıştığı haksızlıkla birlikte inancını umudunu ve ne yazık ki insanlık onurunu ve en son da ahlakını kaybeder. Bu bir hamster çarkına döner ve toplumların çöküşüne sebep olur ve insan alıştığı her haksızlıkla birlikte inancını ve güvenini kaybeder

Bugün toplumda en hızlı kaybolan şey güven çünkü güven adaletle beslenir. Adalet yoksa sabır bir süre sonra erdeme değil tükenmişliğe dönüşür.

Oysa her şeye tahammül etmek erdem değil güç değil

Güç nelere dayanamayacağı hatta tahammül etmemen gerektiğini bilmektir

Herkes böyle, yapacak bir şey yok, ben mi değiştiricem düzeni, e sen dedin de ne oldu denilen yerde aslında kimse iyi değildir sadece susuyordur. Birilerinin değişimi başlatması bekleniyordur.

Bu kadar çok tahammül eden insan aslında büyümez, güçlenmez, yavaş yavaş kendinden eksilir-

Asıl erdem buraya kadar demek, bu yanlış demek, benim hoşuma gitmese bile aslolan adalet demek

Ve belki de asıl tahammül konforunla aranı bozmayı seçmek

Çünkü toplum her şeye katlanan insanlarla değil neyi kabul etmeyeceğini bilen insanlar sayesinde ayakta kalır. Asıl erdem itiraz etmektir. Asıl erdem yaptıklarından değil yapmadıklarından, söylediklerinden değil, söylemediklerinden de sorumlu olduğunu bilmektir.

Erdem buna razı değilim demektir

Toplumda ki kokuşmuşlukları sessizce katlananalar değil itiraz etmeyi göze alanlar değiştirir

Sunabilsem sizlere tamamını keşke, yarılan yüreğimde ki sessiz çığlıklarımı, düğümlenen kelimelerimi, içimde kopan fırtınaları ama ne anlayan olur ne dinleyen. Uğrayacağımız vandalizm olsa dahi ne dersiniz!!!

Bir sessizlik daha gömmeyelim mi gönlümüze