Din; Allah'ın insanoğlu için kabul buyurduğu bir hayat programıdır. İnsan hayatını yaratıcıya bağlayan ve Allah'ın kudret eliyle çizdiği bir hayat düzenidir.
Bu düzenin yol haritası da Kur'an ve sünnettir.
Kur'an öyle büyük bir mucizedir ki;
hangi devirde okunursa okunsun, henüz yeni doğmuş gibi aynı canlılıkla cevap verir.
Hangi duyguyla yaklaşırsan O'na, O da seni aynı duyguyla karşılar.
Yıllarca okur, okur, okursun; yine de her okuduğunda yeni ufuklar açar sana...
Allah'ın kelamı olan Kur'an; her asır, her çağ, her yıl, her ay, her gün ve her an bugün inmiş gibidir...
İşte bu Rabb'in mucizesidir!
Kur'an hem güzergah, hem terbiye, hem de öğüt kitabıdır...
"Andolsun ki biz, Kur'an'ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?" (Kamer 32) hükmüyle kendine çağırır ve aynı zamanda "Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?" (Secde 4) diye ikaz eder insanoğlunu...
Bazen de "Korkacak olan öğüt alacaktır. Bedbaht olan ise ondan kaçınır" (A'lâ 10,11) der ve bileni, bilmeyene yönlendirir.
Rabb'imiz, hem öğüt al hem de öğüt ver diyor.
Yani kalbinde Allah korkusu olan o öğüdü anlayacak ve Allah'ın gazabı ve azabından ürkecek; hayatını ona göre düzenleyip tanzim edecek.
Çabalayacak!
Öğüt ve ibret alacak.
Ama! "Bedbaht olan kaçınır" diyor Rabb'imiz... Ölü, boş, mevcut gerçeği anlamayan, doğru kelamı dinlemeyen ve kendini dünyaya kaptıran bedbahtlar...
Şüphesiz ki bütün belaların temeli dünya hayatını tercih etmek ve öğütten kaçmak. Çünkü öğüt alan kimse, her zaman ahireti hesaba katmak zorundadır. Ve ahireti tercih etmeye mecburdur.
Bunca hakikat bariz ortadayken; bir kulun, kendisine nefes veren yaratıcısına (haşa) kafa tutuyor olmasına anlam veremiyorum.
Ne oluyor bu insanlara böyle?
Bir sıkımlık canı olan bu kullara ne oluyor böyle de korkusuzca Rabb'ine böbürlenebiliyorlar?
Çok anlamsız geliyor, çok boş geliyor bu kafa tutmalar...