Dışarıdan Denilenler İçeride Bedel Ödeyenlerdi

Uğur Ulusoy'un Köşe yazısı...

Abone Ol

Bu ülkede “dışarıdan” denilenlerin çoğu, içeride en ağır bedelleri ödeyenlerdir. O kelime genellikle mesafe tarif etmez; bilinçli bir silme, sessiz bir tasfiye ve politik bir konfor alanını işaret eder. Mücadeleye yıllarını vermiş, meydanlarda sesini kısmamış, bedel ödemiş insanlar bir anda “dışarıda” bırakılırken; hafızasızlık, deneyimsizlik ve konjonktürel sadakat “içeridenlik” diye pazarlanır. İşte tam da bu yüzden, sendikal mücadelede kimlerin gerçekten içeride, kimlerin yalnızca görünürde orada olduğunu yeniden konuşmak zorundayız.

***

Ve bazen bir eylemin en büyük sloganı, atılamayan slogandır.

Kocaeli’de Emek ve Demokrasi Platformu tarafından “Geçinemiyoruz” diyerek yürüyenlerin talebi haklıydı, öfkesi gerçekti. Ama o yürüyüş, küçük gibi görünen fakat hafızaya kazınan bir aksaklıkla tamamlandı: Sloganını unutan bir ses, çağrısını yarım bırakan bir megafon, kitleyle kurulamayan bir bağ…

İşte tam da bu yüzden, yürüyüş boyunca ve sonrasında kulaktan kulağa yayılan cümle şuydu:

“Kulaklarımız Bedriye Hanım’ı aradı.”

Bu cümle bir serzeniş değil, bir özlemdi. Çünkü bazı isimler vardır; eylemin afişinde yazmasa bile, meydanda yoksa eksiklik hissedilir. Bedriye Yıldızeli tam olarak böyle bir isimdir. Mikrofon eline geçtiğinde sesi büyüyen, megafonla sadece bağırmayan, kitleyi örgütleyen bir ses… Yıllarını KESK’e, belediye işçilerinin mücadelesine adamış; emekli olduktan sonra ceketini askıya asmamış, politik hattını kapatmamış, meydanı terk etmemiş bir sendikacı.

Ama kulislere sızan o cümle…

“Dışarıdan.”

İnsanın içini üşüten bir kelime bu.

“Dışarıdan” ne demek?

Emekli olmak mı?

Artık KESK’li sayılmamak mı?

Yoksa politik kimliğe konmuş sessiz, utangaç ama bilinçli bir parantez mi?

Eğer mesele ehliyet olsaydı, bu tartışma çoktan kapanırdı. Eğer mesele deneyim olsaydı, bu yazı hiç yazılmazdı. Çünkü herkes biliyor ki KESK’li olmayanlara da, bu ve benzeri görevler defalarca verildi. O halde geriye ne kalıyor? Politik orta yolculuğun güvenli ama ruhsuz tercihleri… Zayıf, niteliksiz, kitleyle bağı kopuk işbirlikleri…

Komünistler bu ülkenin en eski sessizliklerine aşinadır. En çok onlar bilir “sessizlik suikastı”nı. İsmi anılmadan, davet edilmeden, yok sayılarak yapılan tasfiyeleri… Ama bu tür tercihler artık alışkanlık değil; ifşa konusudur. Çünkü mücadeleyi zayıflatır, kitleyi soğutur, meydanın ruhunu eksiltir.

***

Oysa daha birkaç hafta önce…

2025’in son günlerinde emeklilerin büyük buluşmasında…

Bedriye Yıldızeli, elinde megafonla kalabalığın dikkatini toplamayı başarmıştı. İnsanlar susmamıştı, dağılmamıştı, dinlemişti. Çünkü ses güven veriyordu. Çünkü o ses, yılların emeğini, bedelini, direncini taşıyordu.

Zaten herkes bilir:

Bedriye Yıldızeli’nin olmadığı bir eylemin tadı tuzu olmaz.

Tüm Bel Sen’in Kocaeli’deki kurucu başkanıdır o.

Ömrü sendikal mücadeleyle geçmiş bir kadındır.

Meydanı bilen, kitleyi tanıyan, sesiyle cesaret veren bir emekçidir.

Bu yazı bir kişi övgüsü değil.

Bu yazı, hafızaya sahip çıkma yazısıdır.

Bu yazı, “Geçinemiyoruz” diyenlerin sadece cebine değil, meydanın vicdanına bakma çağrısıdır.

Çünkü bazı insanlar “dışarıdan” değildir.

Onlar bu mücadelenin ta kendisidir.

Sağlıklı ve huzurlu günler dileği ile…