Fındık piyasasında son aylarda yaşanan gelişmeler, üreticiden ihracatçıya kadar geniş bir kesimin tepkisini çekiyor. Özellikle fiyatların uzun süre belirli bir bantta kalması, sektör temsilcileri tarafından “piyasa dışı” olarak değerlendiriliyor. Kandıra Ziraat Odası Başkanı Erdal Çetin’in yaptığı açıklamalar da bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Çetin, fındık fiyatlarının 220 TL seviyesinde tutulmasının ekonomik gerçeklerle bağdaşmadığını savunurken, bu durumun üretici ve tüccar üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu dile getirdi. Açıklamada, piyasa dinamiklerinin dışına çıkıldığı ve bunun uzun vadede sektöre zarar vereceği vurgulandı.
Fındık Rekoltesi ve Fiyat Dengesi Tartışması
Son dönemde en çok tartışılan başlıklardan biri, açıklanan fındık rekoltesi ile piyasa fiyatları arasındaki uyumsuzluk oldu. Sektör temsilcileri, yaklaşık 350 bin ton seviyesinde olduğu ifade edilen rekolteye rağmen fiyatların beklenen seviyeye çıkmamasını dikkat çekici buluyor. Normal şartlarda arzın sınırlı olduğu bir ortamda fiyatların yukarı yönlü hareket etmesi beklenirken, uzun süre 220 TL bandında kalması soru işaretlerini artırdı.
Bu durum, özellikle üreticinin elindeki ürünün gerçek değerinin altında işlem gördüğü yönünde eleştirilere neden oluyor. Üreticiler, maliyetlerin arttığı bir dönemde fiyatların baskılanmasının sürdürülebilir olmadığını savunurken, piyasa dengesinin doğal akışına bırakılması gerektiğini dile getiriyor. Tartışmalar sadece üreticiyle sınırlı kalmıyor; tüccar ve sanayici de bu durumdan doğrudan etkilendiğini ifade ediyor.
Tekel İddiaları ve Ferrero Üzerinden Yükselen Eleştiriler
Fındık piyasasında en çok dile getirilen konulardan biri de tekel iddiaları. Açıklamalarda, özellikle Ferrero üzerinden yürüyen eleştiriler dikkat çekiyor. Çetin, Şili fındığına verilen alım garantilerinin fiyat politikası açısından önemli bir gösterge olduğunu savunuyor. 40-43 randıman aralığındaki ürünlere 6-6,4 dolar seviyesinde alım garantisi verilmesi, sektör temsilcilerine göre uluslararası piyasa ile Türkiye arasındaki fiyat farkını ortaya koyuyor.
Bu durumun, Türkiye’deki üreticinin rekabet gücünü zayıflattığı ve iç piyasada fiyatların baskılanmasına yol açtığı öne sürülüyor. Tekel oluşumu iddiaları ise sadece ekonomik değil, stratejik bir sorun olarak da değerlendiriliyor. Sektör paydaşları, bu yapının kırılmaması halinde uzun vadede üretimin ve ihracatın zarar görebileceği uyarısında bulunuyor.
Ortak Hareket Çağrısı: Sektör Tek Ses Olmalı
Açıklamada dikkat çeken bir diğer unsur ise birlik çağrısı oldu. Üretici, tüccar, sanayici ve ihracatçıların birbirini suçlamak yerine ortak hareket etmesi gerektiği vurgulandı. Sivil toplum kuruluşları ve siyasetçilerin de sürece dahil olması gerektiği belirtilirken, sektörün parçalı yapısının çözüm üretmeyi zorlaştırdığı ifade edildi.
Bu noktada, fındık piyasasında güçlü bir denge oluşturulabilmesi için tüm paydaşların ortak bir strateji geliştirmesi gerektiği dile getiriliyor. Uzmanlara göre, iç piyasada sağlanacak birliktelik hem fiyat istikrarını hem de uluslararası rekabet gücünü artırabilir. Aksi durumda mevcut tartışmaların derinleşerek sektörel bir krize dönüşme riski bulunuyor.
Devlet Müdahalesi Beklentisi ve Tarım ve Orman Bakanlığı Rolü
Sektör temsilcilerinin en net taleplerinden biri ise kamu müdahalesi. Özellikle Tarım ve Orman Bakanlığı ve Toprak Mahsulleri Ofisi üzerinden yürütülen beklentiler öne çıkıyor. Çetin, TMO’nun 300 TL seviyesinden alım yapacağını açıklamasının piyasaya güçlü bir mesaj vereceğini savunuyor.
Bu tür bir adımın, hem üreticinin elindeki ürünün değerini koruyacağı hem de piyasadaki belirsizliği azaltacağı ifade ediliyor. Devletin düzenleyici rolünün bu süreçte kritik olduğuna dikkat çekilirken, gecikmenin sektörde daha büyük sorunlara yol açabileceği uyarısı yapılıyor.
Sonuç olarak, fındık piyasasında yaşanan gelişmeler yalnızca ekonomik bir tartışma olmaktan çıkmış durumda. Sektör temsilcileri, alınacak kararların hem üreticinin geleceğini hem de Türkiye’nin küresel fındık pazarındaki konumunu doğrudan etkileyeceğini vurguluyor.