Dünya, 2026 yılı Paskalya’sına her zamankinden biraz daha buruk, biraz daha temkinli ama bir o kadar da iştahlı giriyor. Batı dünyası için yarın (5 Nisan) başlayacak olan şenlik, Ortodoks geleneğinde 12 Nisan’da zirve yapacak. Aradaki o bir haftalık boşluk, normalde turizm sektörü için can suyu demekti. Lakin bu yıl hesaplar çarşıya pek uymadı; zira Hürmüz Boğazı’ndaki gerilim ve fırlayan petrol fiyatları, gökyüzündeki rotaları adeta kilitledi
Rotalar Kısaldı, Lezzetler Derinleşti
Eskiden okyanus aşırı turlara niyetlenen gezginlerin rotası artık komşu mutfaklar. Havayolu taşımacılığındaki kriz, kitlesel turizmi vurmuş olabilir; ancak bu durum gastronomi turizminin yıldızını parlatıyor. Çünkü biliyoruz ki, insanın karnı doymadan ruhu dinlenmez. Rezervasyonlar belki azaldı ama seyahat edenlerin motivasyonu artık çok daha net: Hikâyesi olan yemeğin peşine düşmek.
Sofrada Ne Var? Ülkeler ve Paskalya Ritüelleri
Paskalya demek, 40 günlük hayvansal gıda perhizinin bitişi, yani büyük bir ziyafet demek. İşte bu yılın en çok merak edilen lezzet durakları:
Yunanistan: Komşuda hazırlıklar tamam. Mahlep kokulu, kırmızı yumurtalarla bezeli Tsoureki (Paskalya çöreği) fırınlardan çıktı bile. Pazar günü o meşhur kuzu çevirmeler yapılacak, sakatatlı Magiritsa çorbaları içilecek.
İtalya: Katolik dünyasının kalbinde bu yıl da güvercin formundaki Colomba di Pasqua başrolde. Barışı simgeleyen bu tatlı ekmek, meyve parçacıklarıyla damak çatlatıyor.
Fransa: Fransızlar lüksten ödün vermiyor; Gigot d'Agneau Pascal (fırınlanmış kuzu budu) sofraların tacı. Haux köyünde binlerce yumurtayla yapılan o devasa omleti görmeye gidenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok.
İspanya: Tarçın ve balın en güzel hali Torrijas, bu bayramın vazgeçilmezi. Barselona sokaklarında ise çikolatalı Mona de Pascua kekleri çocukların gözdesi.
"Kriz Geçer, Lezzet Kalır"
Uzaklar yakın olmuyor bu sene, petrol krizi belini büküyor turizmin. Lakin Kapadokya’nın mistik havası, İstanbul’un çok kültürlü mutfağı ve İzmir’in Sakız Adası’yla kurduğu o kadim bağ hala yerli yerinde duruyor. Bitmiyor insanların yeni bir hayatı, yani dirilişi kutlama arzusu. Belki sofralar biraz daha küçük, belki yolculuklar bir tık daha kısa... Ama ne olursa olsun, o fırından yükselen taze mahlep kokusu, tüm krizlere inat umudu tazelemeye devam ediyor. Unutmamalı; krizler gelip geçici olsa da, bin yıllık mutfak kültürü her daim ayakta kalmayı başarıyor.