HARDA KAÇMAZ’IN DÜŞTÜĞÜ YER İHMALLERİN BİRİKTİĞİ YERDİR

Abone Ol

Harda Kaçmaz öldü. Bir stadyumda. Binlerce kişinin gözü önünde. Ve hâlâ bazıları bu cümleyi “talihsiz bir kaza” diye yumuşatmaya çalışıyor. Hayır. Bu bir kaza değil. Bu, göz göre göre gelen bir ölüm.

Çünkü bu ülkede tribünlerde ne yaşandığını herkes biliyor. Yetkililer de biliyor, kulüpler de biliyor, güvenlik de biliyor, taraftar da biliyor. Ama bilmek başka, önlem almak başka.

Tribünlerde ölümün provası yapılıyordu. Üst tribünden alt tribüne geçmeye çalışan gençler, korkuluklara basarak inilen beton boşluklar, “bir şey olmaz” denilerek yıllardır görmezden gelinen geçişler… Bunlar ilk kez yaşanmıyordu. Defalarca kameralara yansıdı. Defalarca sosyal medyada paylaşıldı. Defalarca uyarıldı. Ama hiçbir şey yapılmadı. Çünkü bu ülkede önlem almak için illa birinin ölmesi gerekiyor. Ve Harda Kaçmaz, o “illa”nın bedeli oldu.

Bu bir taraftar hatası değil, kurumsal çöküştür. Şimdi klasik cümleler devreye sokulacak: “Kurallara uyulmalıydı.” “Geçiş yasaktı.” “Gençlik heyecanı…” Bırakın artık. Eğer yasak olan yer fiilen kapatılmıyorsa, insanlar her maç aynı noktadan geçebiliyorsa, güvenlik görevlileri sadece izliyorsa, tribün mimarisi ölüme davetiye çıkarıyorsa; orada suç bireyde değil, sistemdedir. Kurallar kâğıt üzerinde varsa ama sahada yoksa, o kuralların hiçbir anlamı yoktur.

Bir gencin canı, bir açıklamaya sığdırılamaz. Bu ülkede ölümden sonra herkes çok üzgün olur. Taziye mesajları atılır. Siyah ekranlar paylaşılır. “Başımız sağ olsun” denir. Sonra ne olur? Hiçbir şey. Bir rapor hazırlanır. Bir soruşturma açılır. Bir süre beklenir. Gündem değişir. Unutulur. Ama değişmeyen tek şey kalır: Aynı tribünler, aynı boşluklar, aynı ihmal.

Stadyumlar eğlence alanı değil, sorumluluk alanıdır. Futbol bir oyun olabilir. Ama oynandığı yerler oyun alanı değildir. Stadyumlar çocukların, gençlerin, ailelerin bulunduğu kamusal alanlardır. Orada bir kişinin ölmesi sadece bir aileyi değil, toplumu yaralar. Bir stadyumda ölüyorsanız, orada devlet vardır, kulüp vardır, organizasyon vardır. Ve hepsi sorumludur.

Asıl tehlike beton değil, alışılmış umursamazlıktır. Beton düşürmez insanı. İhmal düşürür. Korkuluklar değil, “bir şey olmaz” anlayışı öldürür. Harda Kaçmaz’ın düştüğü yerden aslında hepimiz düşüyoruz: Vicdandan, sorumluluktan, insan hayatının değerinden.

Bu yazı bir uyarı değil, bir hesap sorma metnidir. Artık soru şu değil: “Nasıl oldu?” Asıl soru şudur: Kim engellemedi? Kim gördü de kapatmadı? Kim bildi de önlem almadı? Kim sustu? Kim görmezden geldi?

Eğer bu soruların cevabı verilmezse, Harda Kaçmaz son olmaz. Bu ülkede tribünler dolmaya devam eder ama vicdanlar her geçen gün biraz daha boşalır. Ve bir gün yine bir genç ölür. Yine “çok üzgünüz” denir. Yine unutulur. İşte asıl facia da budur.