İSRAF BELEDİYECİLİĞİ!

Uğur Ulusoy'un Köşe Yazısı...

Abone Ol

Bir süredir geceleri İzmit sokaklarında yürürken aynı şeyi düşünüyorum. Başınızı nereye çevirseniz bir ışık, bir parlaklık, bir ışıltı… Sanki bir şehirde değil de dev bir vitrin koridorunda yürüyorsunuz. Bir yarış var. Adını kimse koymuyor ama herkes görüyor: bir ışıl ışıl yarışı.

İzmit Belediyesi yılbaşında kenti ışıklarla donattı. Ardından Ramazan geldi, bu kez Kocaeli Büyükşehir Belediyesi “Öyle olmaz böyle olur” dercesine devreye girdi. Kent merkezi yine ışık içinde bırakıldı. Direkler, meydanlar, ağaçlar, kavşaklar… Her yer pırıl pırıl. Sanki karanlık bir düşmanmış da onunla savaşıyoruz. Sanki ışık ne kadar çoksa, refah da o kadar varmış gibi.

Ama insan sormadan edemiyor: Gerçekten öyle mi?

***

Çünkü bu şehirde, bu ülkede, ışıkların altında kalan başka gerçekler de var. Akşam evine giderken cebindeki parayı sayan insanlar var. Fırının önünden geçip içeri girmeden yürüyen insanlar var. Bir simidi ikiye bölüp çocuğuna veren babalar var. Pazarda tezgâh kapandıktan sonra yere düşen sebzeleri toplayan anneler var.

Ve biz bütün bunların ortasında direklere ışık asıyoruz.

Yanlış anlaşılmasın. Kent estetiğine karşı değilim. Şehirler güzel olmalı. İnsanlar yaşadıkları yerde kendini iyi hissetmeli. Karanlık, kasvetli şehirler kimseye umut vermez. Ama mesele ışığın kendisi değil. Mesele ölçü.

Çünkü bu artık estetik değil, şatafat.

Bu artık ihtiyaç değil, gösteriş.

Ve en önemlisi, bu artık sadece ekonomik bir mesele değil. Aynı zamanda bir enerji meselesi. Bir çevre meselesi. Bir gelecek meselesi.

Dünya kuraklıkla boğuşuyor. Su kaynakları azalıyor. Enerji krizi her geçen gün daha fazla konuşuluyor. Uzmanlar sürekli tasarruf çağrısı yapıyor. Evlerde lambaları gereksiz yere açık bırakmamamız söyleniyor. Elektrikli cihazları fişte tutmamamız öğütleniyor.

Ama şehirlerimiz gece boyunca adeta bir lunapark gibi yanıyor.

Bu nasıl bir çelişkidir?

Bir yandan vatandaşa “tasarruf edin” deniyor, diğer yandan kamusal alanlar sınırsız bir ışık tüketiminin vitrinine dönüşüyor. Bu ışıkların her biri elektrik tüketiyor. O elektrik üretmek için enerji harcanıyor. O enerji için kaynak tüketiliyor.

Ve biz buna “süsleme” diyoruz.

***

Sadece belediyeler değil, tabelalar da bu yarışın bir parçası artık. Özellikle geceleri bazı caddelerden geçerken gözlerinizi kısmak zorunda kalıyorsunuz. Bazı tabelalar o kadar parlak ki, bir dükkânın önünden değil de bir gece kulübünün önünden geçiyormuş gibi hissediyorsunuz.

Bu bir estetik değil. Bu bir saldırı.

Görsel bir saldırı. Enerjiye bir saldırı. Akla bir saldırı.

Bir standardı olmalı bunun. Bir sınırı olmalı. Her isteyen istediği kadar parlak tabela kullanamamalı. Kentin bir düzeni olmalı. Bir dengesi olmalı. Bir aklı olmalı.

Ve eğer gerçekten ışık kullanılacaksa, neden güneş enerjisi kullanılmıyor?

Güneş bu ülkenin en büyük zenginliklerinden biri. Bedava. Temiz. Sonsuz. Gündüz depolanan enerji, gece kullanılabilir. Teknoloji buna imkân veriyor. Ama biz hâlâ en kolay yolu seçiyoruz: Harcamak.

Harcamak kolaydır. Ama yönetmek zordur.

Kent yönetmek, öncelik belirlemektir.

Bir şehirde insanlar geçim sıkıntısı yaşıyorsa, o şehirde öncelik ışık olmamalıdır. Bir şehirde insanlar faturalarını düşünüyorsa, o şehirde öncelik süsleme olmamalıdır. Bir şehirde insanlar yarını düşünerek kaygılanıyorsa, o şehirde öncelik vitrin olmamalıdır.

Bugün İzmit’te ve Kocaeli’nde gördüğümüz şey tam olarak budur: Işığın, gerçeğin önüne geçme çabası. Parlaklığın, yoksulluğun üstünü örtme çabası. Görüntünün, gerçeğin yerine geçme çabası.

Ama gerçek orada duruyor.

***

Peki insan sormadan edemiyor…

Bu ışıklar için harcanan parayla başka ne yapılabilirdi?

Mesela bu kentin işsiz gençleri için küçük istihdam alanları kurulabilir miydi? Kentin belli noktalarına küçük satış stantları yerleştirilip, işsiz vatandaşlara düşük maliyetle tahsis edilemez miydi? Evine ekmek götürmekte zorlanan bir baba, o stantta simit satarak, çay satarak, kitap satarak yeniden hayata tutunamaz mıydı?

Bu ışıkların yandığı direklerin altında, iş arayan insanlar dolaşıyor.

Bu ışıkların aydınlattığı kaldırımlarda, işsiz gençler geleceklerini düşünüyor.

Oysa o parayla küçük dokunuşlar yapılabilirdi. Büyük projeler değil. Dev yatırımlar değil. Küçük ama gerçek çözümler.

Sağlıklı ve huzurlu günler dileği, ile…