İstanbul'da beklenen büyük deprem ve Türkiye'nin aktif fay hatlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yer Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, deprem riskinin devam ettiğine dikkat çekti. Malatya'da meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki depremin ardından konuşan Görür, İstanbul için yapılan son bilimsel çalışmaların deprem olasılığını yüzde 48 olarak ortaya koyduğunu ifade etti. Ancak Görür'e göre asıl mesele, depremin ne zaman yaşanacağından çok, kentlerin ve insanların bu afete ne kadar hazırlıklı olduğu.

İSTANBUL'DA DEPREM RİSKİ DEVAM EDİYOR

Prof. Dr. Naci Görür, 1999 Marmara Depremi'nin ardından yapılan araştırmalarda İstanbul'da 30 yıl içerisinde büyük bir deprem meydana gelme olasılığının yüzde 60'ın üzerinde hesaplandığını hatırlattı. Son yıllarda gerçekleştirilen bilimsel revizyonlarla bu oranın yüzde 48'e düştüğünü belirten Görür, risk oranındaki gerilemenin tehlikenin ortadan kalktığı anlamına gelmediğini vurguladı.

İstanbul'da büyük bir deprem beklentisinin sürdüğünü ifade eden Görür, bilim insanlarının kesin tarih veremeyeceğini ancak riskin açık şekilde görüldüğünü söyledi. Marmara Bölgesi'nde meydana gelebilecek büyük bir depremin yalnızca İstanbul'u değil, sanayi ve nüfus yoğunluğu nedeniyle Kocaeli başta olmak üzere çevre illeri de doğrudan etkileyeceğine dikkat çekti.

MÜJDE! KANDIRADA ÇALÇA MAHALLESİNE DOĞALGAZ GELİYOR!
MÜJDE! KANDIRADA ÇALÇA MAHALLESİNE DOĞALGAZ GELİYOR!
İçeriği Görüntüle

DEPREMİN TARİHİNDEN ÇOK CAN GÜVENLİĞİ KONUŞULMALI

Deprem tartışmalarının çoğu zaman büyüklük ve tarih ekseninde yürütüldüğünü belirten Görür, bu yaklaşımın yetersiz kaldığını söyledi. Fay hatlarının yapısı, uzunluğu ve kırılma potansiyelinin bilim insanlarının çalışma alanı olduğunu ifade eden Görür, toplumun ve yöneticilerin önceliğinin can güvenliği olması gerektiğini dile getirdi.

Deprem sırasında insanların hayatını kaybetmemesi için dirençli kent anlayışının yaygınlaştırılması gerektiğini vurgulayan Görür, deprem dirençli kentlerin hiç zarar görmeyen yerleşim alanları anlamına gelmediğini belirtti. Büyük depremlerde belirli ölçüde hasarın kaçınılmaz olabileceğini söyleyen Görür, önemli olanın can kaybını ve yıkımı en düşük seviyeye indirmek olduğunu kaydetti.

MALATYA DEPREMİ DOĞU ANADOLU FAYINI YENİDEN GÜNDEME TAŞIDI

Malatya'da yaşanan 5,6 büyüklüğündeki depremin ardından Doğu Anadolu Fay Hattı da yeniden gündeme geldi. Görür, bölgenin aktif faylarla çevrili olduğunu ve yaşanan depremin beklenen bir gelişme olduğunu söyledi.

Türkiye'nin birçok noktasında canlı fayların bulunduğunu hatırlatan Görür, herhangi bir bölgede deprem yaşanmasının sürpriz olmadığını ifade etti. Depremlerin çevredeki faylara enerji aktarabileceğini belirten Görür, bu nedenle her sarsıntının bölgesel etkilerinin dikkatle incelenmesi gerektiğini dile getirdi.

DOĞU ANADOLU FAYINDA KIRILMAYAN KESİMLER İÇİN UYARI

Doğu Anadolu Fay Hattı'nın Anadolu Levhası'nın güneydoğu sınırını oluşturan önemli bir tektonik yapı olduğunu belirten Görür, levhanın her yıl yaklaşık 1,5 ila 2,5 santimetre arasında batıya doğru hareket ettiğini söyledi. Bu hareketin faylarda gerilim ve enerji birikimine neden olduğunu ifade etti.

Fay hattının önemli bir bölümünün son yıllarda kırılarak enerjisini boşalttığını belirten Görür, buna rağmen deprem riskinin tamamen ortadan kalkmadığını vurguladı. Özellikle kırılmamış segmentlerin gelecekte yeni depremler üretme potansiyeli taşıdığına dikkat çekti.

DEPREM BÜYÜKLÜĞÜ FAYIN KIRILMA UZUNLUĞUNA BAĞLI

Depremlerin büyüklüğünün doğrudan fayın kırılan bölümünün uzunluğuyla ilişkili olduğunu söyleyen Görür, uzun segmentlerin kırılması halinde 7 ve üzeri büyüklükte depremler meydana gelebileceğini ifade etti.

Daha kısa kırılmaların ise genellikle daha düşük büyüklükte sarsıntılar oluşturduğunu belirten Görür, bir fayın ne zaman kırılacağını ya da hangi büyüklükte deprem üreteceğini bugünden kesin olarak tahmin etmenin mümkün olmadığını söyledi.

KENTSEL DÖNÜŞÜM VE DİRENÇLİ KENT AYNI ŞEY DEĞİL

Türkiye'de deprem hazırlığının çoğu zaman kentsel dönüşüm projeleriyle sınırlandırıldığını belirten Görür, bunun eksik bir yaklaşım olduğunu savundu. Deprem dirençli kent ile kentsel dönüşümün aynı kavramlar olmadığını vurgulayan Görür, kentsel dönüşümün daha çok bina yenilemeye odaklandığını ifade etti.

Dirençli kent anlayışının ise yalnızca konutları değil, yolları, köprüleri, tünelleri, altyapıyı, ekonomik yapıyı ve ekosistemi de kapsadığını belirten Görür, bütüncül bir planlama yapılmadan gerçek anlamda deprem güvenliğinin sağlanamayacağını söyledi.

TÜRKİYE İÇİN DEPREM DİRENÇLİ KENT ÇAĞRISI

Deprem riskine karşı daha güçlü bir kurumsal yapı oluşturulması gerektiğini savunan Görür, bu alanda özel bir bakanlık kurulmasını önerdi. Yönetimden altyapıya, yapı stokundan ekonomiye kadar tüm bileşenlerin ortak bir planlama içerisinde ele alınması gerektiğini belirtti.

Türkiye'nin 10 ila 15 yıllık bir programla deprem dirençli hale getirilebileceğini ifade eden Görür, vatandaşların da bu süreçte bilinçli tercihler yaparak katkı sunmasının önemine dikkat çekti.

KOCAELİ NEDEN KRİTİK ÖNEM TAŞIYOR

Beklenen Marmara depreminin etkileri yalnızca İstanbul ile sınırlı kalmayacak. 1999 Marmara Depremi'nin en ağır sonuçlarını yaşayan kentlerden biri olan Kocaeli, olası büyük bir depremde yine kritik bölgeler arasında yer alıyor.

Sanayi tesisleri, limanları, ulaşım ağları ve yoğun nüfusuyla öne çıkan Kocaeli'nde deprem hazırlığının sadece konut odaklı yürütülmesinin yeterli olmayacağı değerlendiriliyor. Uzmanlar, altyapı sistemlerinden kamu binalarına kadar tüm bileşenlerin dirençli kent anlayışı çerçevesinde ele alınması gerektiğine işaret ediyor.