İZMİT - SABİHA GÖKÇEN HATTINDA "DELİ DUMRUL" DÜZENİ

Abone Ol

Geçtiğimiz günlerde(Arife günü )bir misafirim, memleketin bir ucundan, Çukurova’nın kalbinden Sabiha Gökçen’e geldi. Gökyüzünde süzüldüğü o 800 kilometrelik yolculuk sadece bir saat sürdü. Misafirim uçaktan indiğinde yüzünde tatlı bir yorgunluk, "Ne güzel, teknoloji sayesinde mesafeler ne kadar da kısaldı" diyen bir tebessüm vardı. Ancak o tebessüm, İzmit otobüsünün kapısına adım attığı an donup kaldı. Kendi şehrimizde, kendi kapımızın önünde yaşadığımız bu "ulaşım dramı", teknoloji çağında bize bir ortaçağ karanlığı yaşatıyor.

Bir Güven Meselesiydi Hat 250...

Hatırlarsınız; Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Hat 250 araçları varken içimiz rahattı. Mavi-beyaz o otobüsler sadece bir ulaşım aracı değil, bu şehrin prestijiydi. Tertemizdi, dakikti, güven kokardı. Şoförüyle, sistemiyle "Ben buradayım, seni vaktinde ulaştırırım" diyen bir devlet ciddiyeti vardı. Şimdi ise o mirastan geriye sadece tozlu koltuklar ve belirsizlik kalmış. İhale yasaldır, rakamlar uygundur; ona lafımız yok. Ama hizmetin ruhunu öldürmek, bir şehrin misafirperverliğine gölge düşürmek hangi ihale şartnamesine sığar?

Havamaş’ın İzzeti, Yeni Firmanın "Kısmeti"!

Sık sık Mersin’e gidiyorum; Çukurova Havalimanı’nda Havamaş’ı kullanırken imrenerek bakıyorum. Araçta tek bir yolcu olsa bile, o otobüs "vakit haktır" diyerek vaktinde kalkıyor. Koltuğunuz belli, muhatabınız belli... İnsan orada kendini değerli hissediyor.
Peki, bizim Sabiha Gökçen – İzmit hattında ne hissettiriliyor? Yeni firmanın dökülen otobüslerine bindiğinizde kendinizi bir yolcu gibi değil, adeta bir "doluluk kotası" gibi görüyorsunuz. Misafirim araca biniyor, kalkış saati çoktan geçmiş ama motor suskun. Neden mi? Çünkü felsefe şu: "Dolunca kalkacağız!" 800 kilometreyi bir saatte aşan bir insana, kapısının önündeki 70 kilometrelik yol için "keyfimizi bekle" demek zulüm değil de nedir? Bu, sadece bir gecikme değil; insanın vaktine, emeğine ve onuruna yapılmış bir saygısızlıktır.

Cüzdanlar Yanıyor, Anılar Kirleniyor

Sadece konforumuz değil, huzurumuz da fiyat etiketlerinin altında eziliyor. Belediye döneminde 270 TL olan o makul ücret, önce 350 TL’ye, şimdi ise bayram bahanesiyle 450 TL’ye dayandı. Ödediğimiz bu fahiş bedelin karşılığı; hurda yığını araçlar ve "ben ne dersem o" diyen bir üslup mu olmalıydı? Şehir içindeki gariban minibüsçünün her detayını denetleyen yetkililerimiz; binlerce insanı taşıyan bu "yürüyen yorgunluğu" görmüyor mu? Kocaeli’ye ilk kez gelen bir yabancının, bu şehre dair ilk intibaının bu kaos olması sizi hiç mi üzmüyor?

Çözüm Mü, Kaçış Mı?

Pazartesi günü uğurlayacağım misafirim aynı çileyi çekmesin, memleketine "İzmit’te yollarda rezil oldum" diyerek dönmesin diye çareyi araç kiralamakta buldum. Bu benim için bir çözüm değil, bir mahcubiyet kaçışıdır. Sırf bu düzensizliğe, bu nezaketsizliğe kurban gitmemek için kendi imkanlarımızı seferber ediyoruz. Peki ya imkanı olmayanlar? Onlar bu "Deli Dumrul" köprüsünden geçmeye mahkum mu?

Buradan bu şehrin sahibi olan yetkililere sesleniyorum: Kocaeli, Marmara’nın incisidir, işçinin ve emekçinin başkentidir. Bizler ve misafirlerimiz, "dolunca kalkarız" diyen bir keyfiyete değil; insana yakışır, dakik ve huzurlu bir ulaşıma layığız. Lütfen, bu şehrin itibarını bir otobüs koltuğuna kurban etmeyin.
Hayırlı bayramlar dilerim; ama gerçekten "hayırlı" ve huzurlu yolculuklarla...