Hayatın belki de en büyük ve tek gerçeği ölüm. Ölüm, 20. ve 21. yüzyılın materyalist bireyleri için sevimsiz ve soğuk bir algı meydana getirse de inanan insanlar için bir çeşit vazifeden terhis ve aslında bir boyut değiştirme, bir tebdil-i mekandır. Hayat nasıl bir nimetse ölüm de en az o kadar nimettir.
“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?”
Ölüm bir boyut değiştirme olunca, o boyut değiştirmeyi sağlayan “portal kapıları” da mezarlıklar oluyor. Mezarlıklar, ölümün bu dünyaya bakan yüzleridir. İlginçtir, mezarlık kavramı batıda özellikle batı sinemasında bir korku ve gerilim unsuru olarak kullanılırken, bizde insana huzur veren bir niteliğe sahipler. İstanbul’da Karaca Ahmet’e, Edirnekapı Şehitliği’ne ve İzmit’te Bağçeşme Mezarlığı’na gittiğimde duyduğum his kelimenin tam anlamıyla huzur oluyor. Bu hissin oluşmasında mezarlıklarla bütünleşen ve “Servi, endamlı servi ahirete perdelik” mısraının hakkını sonuna kadar veren servi ağaçlarının etkisini inkar edemeyiz elbette.
Bugün Kocaeli’nin “ahirete açılan” kapılarından biri de Kaboğlu’ndaki Kent Mezarlığı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin en güzel ve bence neredeyse en kusursuz hizmet veren birimlerin başında Kent Mezarlığı ve Mezarlıklar İdaresi geliyor. Morguyla, gasilhanesiyle, şehrin her tarafına yetişen cenaze araçlarıyla, defin öncesi ve sonrası hizmetleriyle ve gerçekten güler yüzlü, çalışkan ve yardımsever personeliyle ayakta alkışlanmayı hak eden bir kurum burası.
Bu kadar olumlu özelliğinin yanında, kanaatimce Kent Mezarlığı’nın bir camiye ihtiyacı var. Tıpkı Üsküdar Karaca Ahmet’teki Şakirin Camii gibi, Kent Mezarlığı’nda da bir cami olmalı ve buraya defnedilecek olan cenazelerin namazları bu camiden kalkmalı. Kalkmalı derken, elbette bu bir zorunluluk değil, tercih meselesi. Ancak yakın zamanda bunu tecrübe etmiş biri olarak ifade ediyorum; cenazeyi önce hastaneden Kent Mezarlığı Morgu’na getirmek, sonra buradan tekrar cenaze yakınlarının yaşadığı mahaldeki camiye götürmek ve bu camide kılınan namazdan sonra cenazeyi tekrar Kent Mezarlığı’na getirmek hem cenaze için, hem cenaze yakınları için, hem defin işlemlerine katılmak isteyen kişiler için hem de Kent Mezarlığı personeli için ayrı bir külfet. Eminim ki Kent Mezarlığı’nda bir cami olsa cenaze yakınlarının büyük bir kısmı cenaze namazının Kent Mezarlığı Camii’nde kılınmasını ve defin işleminin hemen orada gerçekleşmesini arzu ederler.
Kanaatimce Kent Mezarlığı’na bir cami yapılması bir ihtiyaç olduğu kadar aynı zamanda Kent Mezarlığı’na ayrı bir uhrevilik ve estetik de katacaktır. Kesinlikle mimari olarak çok büyük ve şaşalı olmayan bilakis Servetiye Camii veya Hikmetiye Camii gibi küçük, sade ama bir o kadar da zarif bir caminin Kent Mezarlığı’na çok yakışacağını düşünüyorum. Kent Mezarlığı Camii’ne cenaze namazına iştirak etmeye gelen cemaatin de cenaze namazı için şu hislerle saf tutacaklarına inanıyorum;
“senin en son serîrindir şu bî pervâ uzanmış taş;
ki nermin hâb-gâhından çıkar, bir gün vurursun baş!
elinden yok halâs imkânı, mâdâme'l-hayât uğraş...
o, mutlak sedd-i râhındır, aşılmaz.. muktedirsen aş! '
musallâ: müncemid bir mevcidir eşk-i yetîmânın;
musallâ: ahıdır, berceste, mâtem-zâr-ı dünyânın;
musallâ: minber-i teblîğidir dünyâda, ukbânın;
musallâ-: ders-i ibrettir durur pîşinde, irfânın.”
Hem belki bu satırların yazarının da bir namazlık saltanatı, yapılmasına vesile olduğu taht misali o musalla taşında olur. Ahirete irtihal ederken, vesile olduğu hayırlı bir işin semeresini giderayak görmenin huzuruyla sonsuzluğa yürür.
Vesselam…