KIRK YILLIK HATIR: 31 YIL SONRA YİNE ATATÜRK SPOR SALONU’NDA

Abone Ol

Mesleğe 1994 yılı Temmuz ayında başladım.

Takvim yaprakları bunu söylüyor ama bazı günler vardır ki, üzerinden kaç yıl geçerse geçsin, insanın içinde taptaze kalır.

Benim için o günlerden biri, ilk görevime çıktığım Atatürk Spor Salonu’dur. Sabah saatlerinde bir voleybol maçı, ardından o dönem toprak zeminiyle bilinen, bugünkü adıyla Mehmet Ali Kağıtçı Stadı’nda bir futbol karşılaşması…

Şimdi çim olan o saha, o yıllarda tozuyla, toprağıyla sporun içindeydi.

O dönem spor muhabirliği bugünkü gibi değildi. Akşam eve döndüğümüzde üzerimizdeki tüm kıyafetleri hiç düşünmeden kirliye atardık. Çünkü üzerimiz sadece ter değil, emek ve çamur kokardı. Filmli, siyah-beyaz, manuel makinelerle fotoğraf çeker; sonra gazetede karanlık odaya girer, banyosunu kendimiz yapardık. Agrandizörde baskı alırken kalbiniz hızlanırdı. Teknoloji yoktu belki ama mesleğe duyulan sevda fazlasıyla vardı.

İşte o günlerde muhabirlik yaptığım Atatürk Spor Salonu’na, tam 31 yıl sonra, geçen akşam yeniden adım attım.

Yolda, basketbol hakemliği de yapmış olan, emekli Albay Fuat Pakdil abiyle karşılaştık. Yıllar önce hem bir subay hem de sahalarda düdük çalan bir hakem olarak tanıdığımız Fuat abi, bugün emekliliğinin ardından Kocaeli’de Basketbol Federasyonu temsilciliğini sürdürüyor. Ayaküstü sohbet sırasında Kağıtspor’un TED Koleji ile oynayacağı maçı söyledi ve “Hadi, eski günlerdeki gibi salona gel” dedi.

O an içimde tarif edilmesi zor bir heyecan oluştu. Sanki sadece bir maça değil, geçmişime davet ediliyordum.

Salona adımımı attığımda zaman gerçekten geri sardı. Kapıdan girer girmez o tanıdık koku, o sessiz uğultu… Gözlerim salonu taradı. Değişen çok az şey vardı. Kantin biraz büyümüş, protokol tribününe birkaç koltuk eklenmiş, basın tribünü ise ortadan kalkmıştı. Onun dışında her şey, merhum Gençlik ve Spor İl Müdürü Mehmet Sertbaş’ın döneminde nasılsa, öyle duruyordu.

Salon Değil, Adeta Bir Spor Hafızası

Kocaeli gibi sanayinin başkenti olan bir şehirde, hâlâ bu salonun aktif olarak kullanılıyor olması insanı düşündürüyor. Bazen kendi kendime soruyorum: Acaba birileri burayı spor tarihi müzesi olarak mı saklıyor? Çünkü başka türlü açıklamak zor.

Yıllar önce salonda memur olarak çalışan sevgili Cahit Han’ı, bugün sorumlu yönetici olarak görmek beni hem mutlu etti hem duygulandırdı. Göz göze geldiğimizde kelimelere gerek kalmadı. Zaman geçmişti ama dostluk aynıydı. Genç hakem olarak tanıdığım Serkan Dağdelen şimdi Basketbol İl Temsilcisi olmuştu. Erkan Kuyumcu, İllir Kuka…

Hepsi Kocaeli basketbolunun bugün söz sahibi olan isimleri. Onlarla aynı çatı altında yeniden karşılaşmak, insanın içini ısıtan türden bir histi.

Maça gelince…

Kağıtspor, TED Koleji karşısında karşılaşmaya iyi başladı. İlk 10 dakika umut vericiydi. Ancak sonrasında sahada işler koptu. Çok basit, affedilmeyecek hatalarla, kendi sahasında oynadığı maçı adeta altın tepside rakibine sundu. Bu mağlubiyet sadece skor hanesine yazılacak bir yenilgi değil. Bence ciddi bir muhasebeyi de beraberinde getiriyor.

Ama daha önemlisi şu: Bu salon hâlâ bu haldeyken, bu şehirden ne bekliyoruz? Anadolu’nun birçok ilinde daha modern tesisler yükselirken, Kocaeli’ye bu yapı mı layık görülüyor? Bunun sorumlusu kim? Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü mü, yoksa yerelde sporun en büyük otoritesi olan Kocaeli Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu mu?

Mesleğe başladığım ilk yıllarda sahalarda sağlıkçı krizi yaşardık. Aradan 31 yıl geçti. Ne yazık ki hâlâ aynı sorunu konuşuyoruz. 2025 yılının sonunda, bir spor salonunda sağlık personelinin bulunmaması sizce de düşündürücü değil mi?

İnsan ister istemez merhum Mehmet Sertbaş’ı arıyor. O dönem kısıtlı imkânlarla yapılanlar hâlâ ayakta. Bugün ise çok daha büyük olanaklara rağmen yerinde sayan bir anlayış var.

Sporun içinden gelen biri olarak bu tabloyu görmek insanı üzüyor. Ama yine de, 31 yıl sonra mesleğe başladığım yere dönüp o günlerin ruhunu bir akşam da olsa yeniden hissetmek… İşte o, her şeye rağmen çok güzeldi.

Sağlıcakla kalın.