Kocaeli’de yaşayan 93 yaşındaki Kore Gazisi Kamil Başer, savaşın 73. yıldönümü öncesi yaşadıklarını anlattı. Savaşta Kore’de makam şoförlüğü yapan Başer, cephede araçlarına aldıkları yaşlı bir Çinli’nin el bombası bıraktığını fark edip Çinli’yi öldürdükten sonra ele geçirdikleri cep sobasını 73 yıldır saklıyor. Torunlarına bir tarih anlatmak istediğini belirten Başer, evinin bir köşesinde de savaştan kalan fotoğraflarını sergiliyor.
“Cepheye vardığımızda top seslerinden durulmuyordu”
Kore Savaşı’na yolunun nasıl düştüğünü anlatan 93 yaşındaki Kore Gazisi Kamil Başer, “Kore’ye asker isteği olunca sabah içtimasında bölük komutanı kura çekmek için ikiye böldü. Bizim taraf Kore’ye ayrıldık. Ben ordonat bölüğüne ayrılmış oldum. Zanaatkar olduğumdan dolayı piyadelikten ordonatörlüğe döndürdüler beni. Ağır iş makine operatörüyüm. Biz ordonat bölüğü, Bornova’da 65. Tümen’de toplandık. Oradaki günlerimiz de dolduktan sonra yolculuk vakti geldi ve bindik gemiye. Bir de baktık ki gemi ilk önce Yunan askerlerini almış. Gemiden İzmir kordona baktığımızda ağlamayan insan yoktu. Kore’ye 27 gün 27 gecede vardık. Öyle korkulu denizler vardı ki ‘Tamam artık sağ gidemeyiz buradan’ dedim. Düşman bir birliğin geldiğinin haberini almış Vietnam’ı geçtikten sonra. Japonya’ya gittik. 1 gün 1 gece orada kaldıktan sonra tekrar Kore’ye yönlendik, Busan kentine vardık. Oraya gidinceye kadar Yunan askerleriyle boyuna kavga ediyoruz. Gemi süvarisi gemiyi böldü, kalın bir halatla ortaya hat çekti. Fakat kim dinler? Kavga, kıyamet gidiyoruz gemide. Neticede vardık. 1 gün, 1 gece trenle cepheye doğru hareket ettik. Cepheye vardığımızda sisli, yağışlı bir hava vardı ama top seslerinden durulmuyordu. Tanklar savaşa devam ediyordu” dedi.
“’Pusuya düştüysek, yanıltabilirsek ne ala’ dedim”
Düştükleri pusudan kurtuldukları anı anlatan ve en çok zorluk çektiği anın bu olduğuna değinen Gazi Kamil Başer, “En zorluk çektiğim anı makam şoförüyken yaşadım. Hicri Sönmezer adlı yüzbaşımız vardı, bölük komutanımızdı aynı zamanda. Onu ve Türkçe de bilen Amerikalı bir albayı 8. Ordu Komutanlığı’na götürüyordum. Çok süratli kullanıyordum arabayı. Omzuma dokunup dedi ki, ‘120’ye kadar araba senin emrinde, 120’den sonra sen arabanın emrindesin’. Geri dönüşümüzde Amerikalı albay tekrar sırtıma dokundu, ‘Şu yoldan git, daha kısa’ dedi. Onun dediği yoldan gittim. 2-3 kilometre gittikten sonra çatal yol ayrılmıştı. Nereden gideceğimi sorup tekrar Amerikalı albayın dediği yoldan girdim. Ormanlık bir alandan geçiyorduk. ‘Komutanım galiba pusuya düştük. Düşman varsa, pusuya düştüysek yanıltabilirsek ne ala’ dedim. Artık sonumuz gelmiş durumda. ‘Bütün kozunu kullan’ dedi. Ben de dörtlüleri yakıp indim arabadan aşağı. Sanki bölük komutanına soruyormuşum gibi hareketler yapıp şuraya park edelim, yemek yiyelim dedim. Giriş noktasına gelmeye çalışıyordum. Giriş noktasına doğru dönünce sağ sinyali yaktım, park edeceğimizi zannetsinler diye. Bir gaza basıyorum, arkadan yaylım ateşi. Selamete çıktıktan sonra dikiz aynasına bakıyorum Amerikalı albay bembeyaz olmuş, ölmüş sanki korkudan. Unutulmayacak şeyler bunlar ama tabii 70 sene geçti aradan. Bazı şeyleri unutmuş durumdayız” şeklinde konuştu.
“Savaştan döndükten sonra etkisi 2-3 sene daha devam etti”
Savaştan döndükten sonra ilk 2-3 yıl etkisinin sürdüğünü ve rüyalar gördüğünü anlatan Başer, “Savaştan döndükten sonra oranın etkisi 2-3 sene daha devam etti. Gece bazı rüyalarımda birdenbire fırlıyordum, kalkıyordum. Bazen bağırarak uyanıyordum. 1 sene orada kaldım, 2 yıl aynı hadiseyi burada yaşadım. 2-3 sene oranın etkisinden kurtulamadığımı oranın belediye başkanına da söyledim. ‘İkinci vatanım burası’ dedim. Ben orada makam şoförü olunca Kore’yi karış karış biliyordum. Çünkü bir yerde duramıyorduk, her yerde vazife çıkıyordu” ifadelerini kullandı.
“Bir tarih anlatayım diye resimlerimi bir arada tuttum”
Evinde savaştan kalan tüm fotoğraflarının bulunduğu köşe hakkında da konuşan Kamil Başer, “Torunlarıma bir şey dursun diye, bir tarih anlatayım diye resimlerimi bir arada tuttum. Elimde tuttuğum kadarıyla bir tarih aydınlansın istedim. 1956’nın 6. ayının 15’inde de evlilik yaptım. İki gülüm, iki bülbülüm, bir de gonca gülüm vardır. Yani iki kızım, bir torunum bir de torunumun çocuğu var” dedi.