Bazı başarılar bir milletin hafızasını, bir medeniyetin birikimini ve geleceğe duyduğu güveni temsil eder. ASELSAN tarafından geliştirilen LIFELINE HLM kalp-akciğer makinesi de işte böyle bir başarıdır. Bu gelişme, yalnızca yerli bir tıbbi cihaz üretimi olarak değerlendirilmemelidir. Aynı zamanda Türk tababetinin asırlardır süregelen bilgi mirasının modern teknolojiyle yeniden hayat bulmasının güçlü bir göstergesidir.
Bugün gururla "yerli ve millî" dediğimiz sağlık teknolojilerinin kökleri aslında bu toprakların yüzyıllar öncesine uzanır. Selçuklu darüşşifalarından Osmanlı şifahanelerine, hekimbaşılık kurumundan vakıf geleneğine kadar uzanan sağlık anlayışı; insanı merkeze alan, bilgiyi paylaşan ve tedaviyi bir medeniyet görevi olarak gören bir yaklaşım üzerine inşa edilmiştir.
Türk-İslam medeniyetinin yetiştirdiği büyük hekimler yalnızca kendi dönemlerinin değil, dünya tıp tarihinin de yönünü değiştirmiştir. Akşemseddin mikroorganizmaların varlığına dair fikirleriyle çağının çok ötesinde düşünmüş, Sabuncuoğlu Şerefeddin cerrahi teknikleri ve çizimli eserleriyle tıp eğitimine önemli katkılar sunmuş, Gevher Nesibe Sultan adına kurulan darüşşifa ise Anadolu'da kurumsal tıp eğitiminin en önemli sembollerinden biri olmuştur. Bu miras, sadece geçmişte kalan bir övünç değil; bugünün başarılarının da ilham kaynağıdır.
Bugün geldiğimiz noktada ise yalnızca sağlık hizmeti sunan değil, sağlık teknolojisi geliştiren bir Türkiye'den söz ediyoruz. Savunma sanayisinde kazanılan yüksek mühendislik kabiliyeti, artık sağlık sektöründe de insan hayatına dokunan çözümler üretmektedir.
LIFELINE HLM bunun en somut örneklerinden biridir. Açık kalp ameliyatlarında kalp ve akciğerin görevini üstlenebilen böylesine kritik bir sistemin yerli imkânlarla geliştirilebilmesi, yalnızca teknik bir başarı değildir. Bu; elektronikten yazılıma, mekanik tasarımdan biyomedikal mühendisliğine kadar birçok disiplinin aynı hedef etrafında birleşmesidir. Aynı zamanda sağlıkta dışa bağımlılığı azaltan stratejik bir adımdır.
Belki de bugün atılan bu adım, gelecekte dünya hastanelerinde "Türkiye'de yapıldı" ibaresini taşıyan yüzlerce ileri tıbbi cihazın ilk halkası olacak ve işte o zaman tarih, bu dönemi yalnızca teknolojik bir atılım olarak değil; Türk tababetinin yeniden yükseliş çağı olarak da kaydedecek.