Bazen “memleket nereye gidiyor?” diye sorarız. Bu soru yeni değildir. Babalarımızın, dedelerimizin ve onların babalarının da sorduğu, insanlık tarihi boyunca tekrar edilen bir sorgudur.
“Bizim zamanımızda saygı vardı” diye başlayan cümleler, çoğu zaman “ama” ile devam eder ve bugüne dair bir kırılmaya dönüşür. Oysa insanlık, kendisine verilen imkânları doğru kullanmakta tarih boyunca hep zorlanmıştır.Sınırları da hep zorlamıştır.
İşte böyle bir dönemde, önceki gün bir sohbet sırasında arkadaşımın bir dostu geçerken yanımıza uğradı. Dile getirilen bir konu dikkatimi çekti. Ardından gazeteci olduğumu öğrenen şahıs anlatmaya devam etti.
Hanımefendi, “Siz gazetecilik mi yapıyorsunuz?” diyerek başladı ve sözü çağımızın en büyük sorunlarından biri olan siber zorbalığa getirdi. O kadar dertliydi ki gazetecileri adeta yerin dibine soktu, çıkardı, yeniden soktu. Ama dinledikçe şunu hissettim. Evet, sertti ama haksız değildi. Tabi sadece benim gibi meslektaşlarımın değil toplumun sorunuydu.
İki kız babası olarak meseleye sadece mesleki değil, insani bir yerden bakmaya daha doğrusu empati yapmaya çalıştım. Konuyla ilgileneceğimi söyledim ancak günün yoğunluğu içinde 2 gün unuttum. Ta ki dün geceye kadar.
Televizyonu karıştırırken o hanımefendinin anlattıkları yeniden aklıma geldi.
Bunun üzerine, çağın yeni sorun alanı haline gelen, arkadaşlık ve sosyalleşme adı altında faaliyet gösteren bazı uygulamalar üzerine yapay zeka üzerinden araştırma yapmaya başladım.
Hatta ücretsiz olduğu iddia edilen bir arkadaşlık sitesine giriş yaptım. İnandırıcılığı artırmak için kendi fotoğrafımı da kullandım. Sırf tüm detayları öğrenebilmek amacıyla para bile ödemek durumunda kaldım.
Sonuç düşündüğümden çok daha çarpıcıydı.
Dakikalar içinde onlarca mesaj geldi: “Merhaba”, “Selam”, “Arkadaş olabilir miyiz?” gibi masum başlayan cümleler, kısa sürede “Çok yakışıklısınız” gibi abartılı ifadelere ve daha ileri düzey konuşma taleplerine dönüştü.
Mesleki refleksle her şeyi sorgulama alışkanlığımın burada da devreye girmesi kaçınılmazdı. Ancak başta, anlatılanların abartı olabileceğini düşündüğümü de itiraf etmeliyim.
Fakat abartıyı bırakın,tablo düşündüğümden çok daha vahimdi.
Sesli ve görüntülü konuşma talepleri, ardından telefon numarası istekleri başladı. Daha beş dakika önce tanımadıkları bir insana, 40 yıllık tanıyormuş gibi akla hayale gelmeyecek ve sınırlarını zorlayan ifadeleri yazılabiliyorlardı.
Daha da çarpıcı olanı yaş beyanlarıydı. Yaşlarını sorduğumda, “17 yaşındayım ama olgunum, yaşımdan büyük gösteriyorum” gibi ifadelerle karşılaştığımda, durumun ne kadar feciolduğunu daha net ortaya çıktı. “Kızım yaşındasın” dediğimde aldığım tepkiler ise gerçekten düşündürücüydü.Sanki o utanç verici sözleri onlar değilde ben söylüyormuşum gibi sert üslupla kınandım.
Ama asıl kırılma noktası başka bir olaydı.
Genç bir kullanıcı 830 TL talep etti. Hatta cep telefonunu vererek Telegram üzerinden yazma isteğiydi. Bana Telegram üzerinden video göndereceğini söyledi. Kredi kartı borcunu ödemesi gerektiğini söylemesi, meselenin yalnızca bir sosyal medya problemi olmadığını açıkça gösteriyordu.
“Bu yasal değil” dediğimde aldığım cevap nettir: “Mecburum.”
Hatta 200 TL gönderirsem videoyu yollayacağını, kalan 630 TL’yi daha sonra tamamlamamı istedi.
İşin özeti şudur: İnsanlar artık “mecburum” kelimesiyle her sınırı aşmayı normalleştirmeye başlamış durumda.
Sanal kumar nasıl bir toplumsal sorun haline geldiyse, kontrolsüz arkadaşlık uygulamaları da benzer bir tehlike üretmektedir. İnsan ilişkileri hızla denetimsiz bir alanın içine çekilmektedir. Genç kızlarımız hayatlarının travmalarını yaşamak için adeta yürümüyor, koşuyor.
Eskiden sınırlarımız fizikseldi. Şimdi sınırlarımız görünmez ama çok daha tehlikeli.
Eskiden mayınlar sınır hattındaydı. Bugün ise mayınlar elimizde, cebimizde, ekranlarımızda.
Ve en tehlikelisi mi, bu mayınların üzerine basıldığını çoğu zaman fark etmiyoruz. Gençlik nereye mi gidiyor, mecburum uçurumuna gidiyor.
Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir ahlak sorunu değil, aynı zamanda ciddi bir dijital denetim ve yasal düzenleme konusudur.
Başta milletvekilleri olmak üzere tüm ilgili kurumların bu alanı acilen ele alması gerekmektedir. Aksi halde gençliği korumak yerine, yine söylüyorum dijital bir boşluk içinde kaybetme riskiyle karşı karşıyayız.
Çünkü dün gece gördüğüm tabloyu bir cümleyle özetlemek gerekirse:
Gençlik ateşin içine atılmıyor… ateşin tam ortasında bırakılıyor.
Bu çocuklar bizim geleceğimiz. Onun için özgürlük adı altında her isteğini yapmakta en büyük yaptığımız kötülük.
Benim başıma gelmez demeyin, ummadığınız taş baş yarar.
Eminim canınız sıkıldı. Sonra sıkılacağına şimdiden sıkılsın.
Kusura bakmayın.