Kocaeli

MUSTAFA BALBAY GAZETEMİZE KONUŞTU! MUTLAK BUTLANI BAKIN NASIL DEĞERLENDİRDİ

Gazeteci, yazar ve 24. , 25. ve 26. dönem CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay, gazetemize yaptığı ziyarette CHP’de yaşanan “mutlak butlan” tartışmalarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Gazetemize konuşan Balbay, siyasete hukuk eliyle yapılan müdahalelerin geçmişte de ters teptiğini belirterek, “Bu bir parti sorunu değil, demokrasi sorunudur. Bu sorunun mağdurunu değil, yaratanını boğar” dedi.

Abone Ol

CHP’de yaşanan “mutlak butlan” tartışmaları siyasetin ana gündem maddelerinden biri olmaya devam ederken, gazeteci, yazar ve eski CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay gazetemize önemli değerlendirmelerde bulundu.

Siyasi tarih üzerinden örnekler veren Balbay, siyasetin doğal akışına yapılan müdahalelerin geçmişte de sonuç vermediğini söyledi. Balbay, “Benim siyasi tarihimizde gördüğüm şudur; siyasetin doğasına yapılan her müdahale ters tepmiştir. Ben bunun bir bölümünü yaşadım, bir bölümünü de okudum” ifadelerini kullandı.

“SİYASETE HUKUK MÜDAHALESİNİN EN SOMUT ÖRNEĞİ AK PARTİ’DİR”

Gazetemize konuşan Balbay, siyasete hukuk yoluyla müdahale edilmesinin Türkiye siyasi tarihinde önemli sonuçlar doğurduğunu belirterek Refah Partisi ve Fazilet Partisi sürecini hatırlattı.

Balbay, “Şu anda siyasete hukuk müdahalesinin en somut örneği AK Parti’dir. Siyasete hukuk müdahale edince ne olur bakmak isteyen, 1998 yılında Refah Partisi’nin kapatılmasına, ertesi yıl Fazilet Partisi’nin kurulmasına, ardından Fazilet Partisi’nin kapatılma sürecinde partinin ikiye ayrılmasına bakabilir” dedi.

O dönem Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi olarak süreci yakından takip ettiğini belirten Balbay, Fazilet Partisi’nin kapatılma sürecinin ardından partinin ikiye ayrıldığını ifade etti. Balbay, büyük parçanın Saadet Partisi’ni, küçük parçanın ise AK Parti’yi kurduğunu belirterek, AK Parti’nin kuruluşundan kısa süre sonra tek başına iktidara geldiğini söyledi.

“ANADOLU İNSANI HAKKI YENENİ UNUTMAZ”

Mustafa Balbay, AK Parti’nin iktidara geliş sürecinde toplumda oluşan mağduriyet algısının etkili olduğunu belirtti. Anadolu insanının hakkı yeneni sahiplendiğini vurgulayan Balbay, sandığın bu noktada en önemli cevap olduğunu dile getirdi.

Balbay, “O dönem Anadolu’nun pek çok iline gittiğimde insanlardan şunu duydum: ‘Hakları yendi, bu sefer biz onların hakkını teslim edeceğiz.’ Anadolu insanı hakikaten bir hakkın yenilmesini kabul etmez. Mağdurun en büyük belgesi sandıktır. Başka bir yerde de aramamak gerekir” ifadelerini kullandı.

“SANDIK BİR MERHEMDİR”

Sandığın toplumdaki adalet duygusunu onaran en güçlü mekanizma olduğunu belirten Balbay, siyasi müdahalelerin uzun vadede halk vicdanında karşılık bulmadığını söyledi.

Balbay, “Sandık hakikaten öyle bir merhemdir ki biraz zaman alır ama ne olursa olsun onu iyileştirir. Uzak geçmişte de bunun çok örneği var. Bugün de siyasete bir müdahale var. Burada iki kere iki dört. Bu kadar açık bir durumla karşı karşıyayız” dedi.

“MEŞRUİYETİN DIŞINA ÇIKMAK BİZE YAKIŞMAZ”

Yargı süreçlerine ilişkin de konuşan Balbay, hukukun ve meşruiyetin önemine dikkat çekti. En haksız yargılamalarla karşı karşıya kaldığını söyleyen Balbay, buna rağmen meşruiyetin dışına çıkmadıklarını belirtti.

Balbay, “Yargı tabii ki önemli. Bizler meşruiyetin dışına çıkmayı öğünecek insanlar değiliz. Bu bize yakışmaz zaten. Ne olursa olsun ben en haksız yargılamalarla karşı karşıya kaldığım halde Silivri Cezaevi’nde 5 yıl, 1739 gün kaldım. Bunun 620 günü tek başıma geçti” diye konuştu.

SİLİVRİ GÜNLERİNİ ANLATTI

Cezaevi sürecinde yaşadıklarını da gazetemize anlatan Mustafa Balbay, zor koşullara rağmen umudunu kaybetmediğini söyledi.

Balbay, “Hücrenin ortasına oturup ellerinizi iki yana açtığınızda duvarlara değecek kadar dar bir alandaydık. Bu koşullarda bile biz bu ülke için ne yapabiliriz diye düşündük. Bunların geçeceğini düşündüm. Türk halkının mağdur olanı mutlaka bağrına basacağını düşündüm” dedi.

“TOPLUMDA KARŞILIK GÖRMEYECEĞİNİ DÜŞÜNDÜM”

Kendisine yöneltilen suçlamaların toplum vicdanında karşılık bulmadığını belirten Balbay, yaşadığı sürece rağmen umudunu koruduğunu ifade etti.

Balbay, “Bizi neyle suçlarlarsa suçlasınlar bunun toplumda karşılık görmeyeceğini düşündüm” dedi.

“UĞUR MUMCU’NUN BAYRAĞINI BOŞ BIRAKMAMAK İÇİN YAZMAYA BAŞLADIM”

Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazarlık sürecine de değinen Balbay, Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin ardından gazetede yazmaya başladığını söyledi.

Balbay, “Ben Cumhuriyet’in bir yazarıyım. Uğur Mumcu öldürülünce, Uğur Mumcu’nun yerini doldurmak değil ama bayrağı boş bırakmamak için orada yazmaya başladım” ifadelerini kullandı.

“VAHŞİ BİR SUÇLAMAYLA KARŞI KARŞIYA KALDIK”

Mustafa Balbay, Ergenekon sürecinde kendisine yöneltilen suçlamalara da değindi. O dönem savcı Zekeriya Öz tarafından kendisine yöneltilen sözleri aktaran Balbay, yaşadığı süreci “vahşi bir suçlama” olarak nitelendirdi.

Balbay, “Bana Zekeriya Öz dedi ki; ‘Uğur Mumcu’yu öldüren örgütten olmadığını ispat et.’ Bu kadar vahşi bir suçlamayla karşı karşıyaydık. Şaşkınlığım birkaç saniye sürdü ama sonra oturmalıydım” dedi.

“GERÇEK ZAMANIN ÇOCUĞUDUR”

Bugün de benzer davalar ve süreçler yaşandığını belirten Balbay, hukuki ayrıntılara fazla girmek istemediğini ancak vicdan mahkemesinde gerçeklerin ortaya çıkacağını söyledi.

Balbay, “Gerçek zamanın çocuğudur, zamanda büyür. Yalan çok hızlı yol alır. Hani derler ki; gerçek ayakkabısını giyinceye kadar yalan dünyanın üç turunu atar. Ama zamanla dünyada gerçekler olur” ifadelerini kullandı.

“BU BİR PARTİ SORUNU DEĞİL, DEMOKRASİ SORUNUDUR”

CHP’de yaşanan süreci yalnızca bir parti meselesi olarak görmediğini belirten Mustafa Balbay, bunun Türkiye demokrasisi açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Balbay, “Ben bugün siyasetin doğasına bir müdahale olduğunu düşünüyorum. Bu müdahalenin bir parti sorunu olmadığını, demokrasi sorunu olduğunu düşünüyorum” dedi.

“BU SORUN MAĞDURUNU DEĞİL, YARATANINI BOĞAR”

Açıklamasının sonunda dikkat çeken bir mesaj veren Balbay, siyasi müdahalelerin mağdur edilen tarafı değil, bu süreci yaratanları zor durumda bırakacağını ifade etti.

Mustafa Balbay, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

“Bu sorun mağdurunu değil, yaratanını boğar. Bu sorunun mağdurunu değil, yaratanını boğar.”