Anormal olan her şey sıradanlaştı. Sürekli tetikte olmanın amansız yorgunluğu içindeyiz. Yorgunluğun ana temeli sistemsel tükenmişlik.
Asla normal değil bu kadar tepkisiz olmak, tepkisizliğin verdiği tükenmişlik ile yorgun olmak. Her sabah bir şeyleri kabullenerek uyanmak, itiraz edecek hali bile kendinde bulamamak, olanı biteni sorgulamadan ‘’yapacak bişey yok’’ deyip geçip gitmek, hiç normal değil. Ne aciz bir kelam yapacak bir şey yok demek, sessiz kalmak!!
Normal olmayan şeyler konuşulmuyor konuşulmadıkça normalleşiyor normalleştikçe daha büyük felaketlerin zemini hazırlanıyor tıpkı şu an izlemeyi duymayı içimizin kaldırmadığı çocuk ve insan istismarı olayları gibi,
Bilmedik görmezden geldiklerimizin altında kalacağımızı, bilmedik bizden olmayan insanlara yapılan adaletsizliğin bizi de güçsüz düşüreceğini ve boğacağını, bilmedik ‘’insan’’ olmanın şahane onurunu korumayı, bilmedik sadece insan olmayı….. Kutuplaştırdık, ayrıştırdık, yaftaladık, ezdik, üzdük
Melih Cevdet Anday’ın çok özel dizeleri geldi aklıma
Uyumayacaksın
Memleketin hali, seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü artık o sen değilsin
Sen şimdi sessiz bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler alacak, sesler vereceksin
Uyumayacaksın
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku girmez ki
Uyumayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın
Oysa ki ne çok sessiz kaldık, ne çok adam sendee dedik; bilemedik konuştuklarımız kadar sustuklarımızdan, yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızdan da sorumlu olduğumuzu. Ah ne ağır bu vebal bu sorumluluk. Çökertiyor omuzları ve umutları
Herkes yorgun fiziksel değil sadece zihinsel duygusal vicdani bir yorgunluk bu. Ve içimizde bir yerlerde her şeyden bir şekilde sorumlu olmanın verdiği huzursuzlukla tedirginliğin, vicdana yüklediği ağırlığın yorgunluğu
Bu yorgunluk çalışmaktan değil. Bu yorgunluk acizlikten alışılmış çaresizlikten, bastırılmışlıktan, ekonomik ve en önemlisi ahlaki zayıflıktan ve bağıra bağıra sessiz kalmaktan
Son dönemlerde yaşanan ucube davranışlar katledilen çocuklar gündelik hayatın içine sinsice yerleşmiş şiddet ve arsızlık
Bunların hiçbiri münferit değil. Bunlar bir toplumun kokuşmuşluğunun resmi belgesi.
Bu ülkede ve dünyada çocuklar korunamıyorsa kötülük bu kadar rahat dolaşıyorsa adalet gecikiyor ya da hiç uğramıyorsa orada yalnızca bir şeyler değil vicdan da çökmüştür yok olan insan değil insanlıktır
Neden böyleyiz çünkü alıştık. Çünkü başka türlüsü konfor alanımızı bozuyor. Çünkü başka türlüsü daha fazla can yakar. Çünkü başka türlüsü fabrika ayarlarımızı hatırlatır ve birilerinin düzenini bozar
Ekonomik haksızlıklar sosyal adaletsizlikler fırsat eşitsizliği. Bunlar sadece cüzdanları değil insanlık onurunun farkında olanların vicdanını yorar. Sürekli daha azıyla yetinmeye zorlanan emeğinin karşılığını alamayan geleceğini planlamayan bir toplum zamanla öfkesini bastırır. Bastırılan öfke bir yerde patlar
Herkes yorgun. Ama bu yorgunluk çalışmaktan değil. Bu yorgunluk adaletsizlikten, belirsizlikten, güvensizlikten, aciz ve güçsüz hissetmekten
Ve en tehlikelisi bu belirsizlik ve adaletin konuşulmuyor giderilmiyor oluşu
Çünkü konuşmak bedel istiyor, çünkü susmak güvenli sayılıyor, çünkü görmezden gelmek kolay sayılıyor. Oysa ki sessizlik iyileştirmez, sadece çürütür. Çünkü fabrika ayarlarımız buna uygun değil, yaratım formumuz bu değil.
Sorun yorgun olmamız değil, sorun neden yorgun olduğumuzun farkında olmamız
Normal olmayanı normalmiş gibi yaşamaya devam edersek, yarın itiraz edecek hiçbir şey kalmayacak
Bu yorgunluk geçmez adalet gelmeden
Bu yorgunluk geçmez fabrika ayarlarımıza dönmeden, sormadan sorgulamadan okumadan
Ez cümle susarak alıştık, alışarak kaybettik insanlığımızı onurumuzu
Kalpten geldi kalplerde yer bulması temennisi ile