Türkiye denizlerinin en değerli balık türlerinden biri olan palamut, hem ekonomik hem de ekolojik açıdan kritik öneme sahip. Ancak son iki yıl arasındaki sert dalgalanma, balıkçılık sektöründe alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Uzmanlar, aşırı avcılık ve ekosistem değişimlerinin palamut stoklarını tehdit ettiğini vurguluyor.
2024’TE REKOR, 2025’TE BÜYÜK HÜSRAN
2024 yılı, balıkçılık sektörü açısından adeta altın bir dönem olarak kayıtlara geçti. Özellikle Karadeniz’de görülen palamut bolluğu, balıkçıların yüzünü güldürdü. Gürpınar Su Ürünleri Hali’ne 2024 yılında tam 15 bin 325 ton palamut giriş yaptı. Bu rakam, son yılların en yüksek seviyelerinden biri olarak dikkat çekti.
Ancak 2025 yılına gelindiğinde tablo tamamen tersine döndü. Aynı hale gelen palamut miktarı yalnızca 947 ton olarak kayıtlara geçti. Bir yıl içinde yaşanan bu büyük düşüş, sektörde şok etkisi yarattı.
PALAMUT NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Palamut, Türkiye denizlerinde avlanan en stratejik balık türlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bolluk dönemlerinde tezgahların en ucuz ve en ulaşılabilir balığı olan palamut, tüketicinin sofralarında önemli yer tutuyor. Bu nedenle palamuttaki dalgalanmalar doğrudan ekonomik ve sosyal etkiler yaratıyor.
UZMANLAR UYARIYOR: STOKLAR TEHLİKEDE
İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Firdes Saadet Karakulak, palamut stoklarındaki sert düşüşün tesadüf olmadığını belirterek önemli uyarılarda bulundu.
Türkiye’nin coğrafi olarak balık göç yolları üzerinde bulunduğunu hatırlatan Karakulak, göç dönemlerinde yapılan yoğun avcılığın palamut nüfusunu ciddi biçimde zayıflattığını ifade etti.
“AŞIRI AVCILIK EN BÜYÜK TEHDİT”
Uzman isim, palamut stoklarını etkileyen temel faktörleri şöyle sıraladı:
Göç döneminde aşırı ve kontrolsüz avcılık
Deniz kirliliği
İstilacı yabancı türler
İklim değişikliğine bağlı su sıcaklığı artışı
Ani sıcaklık dalgalanmaları
Aşırı yağışlar ve ekosistem bozulmaları
Karakulak, palamut miktarlarında her 4-5 yılda bir doğal dalgalanmalar görüldüğünü, ancak balığın kendini toparlama dönemlerinde aşırı avlanması halinde ertesi yıl büyük çöküş yaşandığını belirtti.
YAVRU PALAMUT YOK OLDU: TEHLİKE ÇANLARI
2025 sezonunda “çingene palamudu” olarak bilinen yavru bireylerin neredeyse hiç görülmemesi, üreme sürecinin başarısız olduğunun en net göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre, yavru bireylerin olmaması önümüzdeki yıllarda palamut arzının daha da daralabileceği anlamına geliyor.
SAVAŞIN EKOSİSTEME ETKİSİ BÜYÜK
2022’den bu yana devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı’nın da Karadeniz ekosistemi üzerinde olumsuz etkiler yarattığı belirtiliyor. Özellikle Kakhovka Barajı’nın bombalanması sonucu Karadeniz’e karışan suların birçok deniz canlısını etkilediği ifade ediliyor.
TARİHTEN BUGÜNE PALAMUT
Palamut, İstanbul ve Türkiye tarihi açısından da büyük öneme sahip. Bizans döneminde dahi İstanbul’un en önemli geçim kaynaklarından birinin balıkçılık olduğu, sikkeler üzerinde palamut figürlerinin yer aldığı biliniyor.
Haliç’in “Altın Boynuz” olarak adlandırılmasının da geçmişteki palamut bolluğuyla ilişkilendirildiği tarihsel kayıtlarda yer alıyor.
2005’TEN BUGÜNE DRAMATİK DÜŞÜŞ
Verilere göre 2005 yılında Türkiye’de yaklaşık 70 bin ton palamut avlanırken, bazı yıllarda bu miktar 49 bin tona, bazı yıllarda ise yalnızca 2 bin tona kadar geriledi. Bu sert dalgalanmalar, sürdürülebilir balıkçılığın ne kadar hayati olduğunu gözler önüne seriyor.
SÜRDÜRÜLEBİLİR BALIKÇILIK ŞART
Türkiye, Akdeniz ve Karadeniz havzalarında palamutu en fazla avlayan ülke konumunda bulunuyor. Ancak uzmanlar, bu durumun uzun vadede sürdürülebilir olmadığını vurguluyor.
Prof. Dr. Karakulak, palamut stoklarının korunabilmesi için:
Daha sıkı avlanma kuralları,
Göç dönemlerinde kısıtlamalar,
Bilimsel temelli kota uygulamaları,
Ekosistemi koruyucu politikalar
gibi yeni düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyor.
SONUÇ: PALAMUT İÇİN KRİTİK EŞİKTEYİZ
2025 yılı, palamut açısından bir uyarı yılı olarak kayıtlara geçti. Eğer gerekli önlemler alınmazsa, önümüzdeki yıllarda palamut tezgahlarda lüks bir ürün haline gelebilir.
Uzmanlar ve sektör temsilcileri, Türkiye balıkçılığının geleceği için sürdürülebilir yönetim anlayışının artık kaçınılmaz olduğunda hemfikir.
Türkiye denizlerinin bereketinin devamı için şimdi harekete geçme zamanı!