Sapanca Gölü'nde son yıllarda artan su çekilmesi, gölün hassas dengesini tehdit ediyor. Küresel iklim değişikliği, artan nüfus baskısı ve düzensiz yağış rejimi, gölün su seviyesini ciddi şekilde düşürürken, bu durum doğrudan ekosistemi etkiliyor. Özellikle biyolojik çeşitlilikteki değişim dikkat çekici boyutlara ulaşmış durumda. Dirençli ve yaygın türlerin sayısında artış yaşanırken, hassas ve gölün ekolojik kalitesini temsil eden türler kaybolma noktasına gelmiş durumda. Uzmanlar, gölün tamamen kaybedilmeden korunması için acil ve sürdürülebilir önlemler alınması gerektiği konusunda uyarıyor.
Kuraklık ve Kirlilik Biyoçeşitliliği Zayıflatıyor
Sapanca Gölü, Sakarya Havzası’nda yer alan ve “İçme-Kullanma Suyu Havzası” olarak tanımlanan önemli bir içme suyu kaynağı. Ancak son yıllarda gözlenen su çekilmesi, bu değerli gölün biyolojik çeşitliliğini tehdit eder hale geldi. 2013 yılında başlatılan Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Envanter ve İzleme Projesi kapsamında yapılan çalışmalarda göl, “özellikli alan” olarak belirlenmişti. Tür ve habitat düzeyinde sürdürülen izleme faaliyetleri, son yıllarda alarm verici sonuçlar ortaya koyuyor.
Kocaeli Üniversitesi’nden Prof. Dr. Halim Aytekin Ergül, özellikle kıyı bölgelerinde belirgin ekosistem bozulmaları yaşandığını belirtiyor. Eskiden 5 üzerinden “pek iyi” olarak değerlendirilen ekolojik kalite, bugün 3’lere kadar gerilemiş durumda. Göl içinde 50’nin üzerinde fitoplankton, 26 balık türü ve 60’ın üzerinde kuş türü kayıt altına alınmış olsa da, hassas türlerde ciddi azalmalar gözleniyor.
Dirençli Türler Baskın Hale Geliyor
Biyolojik çeşitlilikteki değişim yalnızca tür sayısıyla sınırlı değil; türlerin göldeki dağılımları ve baskınlıkları da değişiyor. Özellikle azot ve fosfor gibi besin tuzu yükündeki artış, gölün daha bulanık ve besin açısından zenginleşmiş bir yapıya bürünmesine neden oluyor. Bu yeni koşullarda hızlı çoğalan, dayanıklı türler avantaj kazanıyor. Buna karşılık, ekolojik kaliteyi gösteren hassas türler geri çekiliyor.
Prof. Dr. Ergül’e göre, bu durum yalnızca ekosistemin değil, ekonomik değeri olan türlerin de geleceğini tehdit ediyor. Özellikle aynalı sazan gibi balıkların sayısında gözle görülür bir azalma söz konusu. Benzer şekilde, omurgasız canlılarla beslenen kuşlar da besin bulmakta zorlanıyor. Gölün giderek daha sığ hale gelmesi, oksijen seviyesini düşürüyor ve birçok canlıyı hayatta kalma mücadelesiyle baş başa bırakıyor.
Su Politikalarında Bilim Temelli Adımlar Şart
Sapanca Gölü’ndeki bu dramatik değişimin yalnızca doğal nedenlerle açıklanamayacağını belirten uzmanlar, insan etkisinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Artan nüfus baskısı, yapılaşma, endüstriyel faaliyetler ve tarımsal kirlilik, göl üzerindeki yükü artırıyor. Özellikle yaz aylarında yaşanan uzun süreli kurak dönemler ve buharlaşma oranının yükselmesi, su seviyesini doğal yollarla yenilemeyi zorlaştırıyor.
Uzmanlar, gölü korumak için atılması gereken adımların başında, su çekiminin bilimsel temellere dayandırılması ve havza içinde yapılaşma baskısının azaltılması gerektiğini söylüyor. Ayrıca, kıyı alanlarına müdahalelerin sınırlandırılması, evsel ve endüstriyel kirlilik kaynaklarının sıkı denetim altına alınması ve atık su yönetiminin güçlendirilmesi öneriliyor.
Ekosistem Hâlâ Kurtarılabilir
Tüm bu olumsuz tabloya rağmen uzmanlar Sapanca Gölü’nün hâlâ kurtarılabilir olduğunu dile getiriyor. Ancak bunun için bilim temelli, kararlı ve sürdürülebilir bir yönetim anlayışı şart. Özellikle iklim değişikliğine uyumlu su yönetimi stratejilerinin devreye alınması, gölün geleceği açısından kritik önem taşıyor.
Göl yalnızca bir içme suyu kaynağı değil, aynı zamanda barındırdığı canlı türleriyle bir ekosistem. Zincirin halkaları birer birer koptuğunda, geri dönüşü olmayan sonuçlarla karşı karşıya kalınabilir. Sapanca Gölü’nü korumak, sadece suyu değil, yaşamı korumak anlamına geliyor.




