Kocaeli’de bulunan Seka Kağıt Müzesi, Türkiye’nin sanayi tarihine ışık tutan önemli merkezlerden biri olarak ziyaretçilerini ağırlamaya devam ediyor. 1934 yılında kurulan ve uzun yıllar Türkiye’nin kağıt ihtiyacının önemli bölümünü karşılayan SEKA fabrikasının üretim hatları, makineleri ve teknik altyapısı bugün müze çatısı altında sergileniyor. 70 metre uzunluğundaki kağıt makinesi, tonlarca ağırlığındaki çelik silindirler, Alman üretimi hamur sistemleri ve dönemin enerji panoları müzenin en dikkat çekici bölümleri arasında yer alıyor. Dünyanın en büyük kağıt müzesi olma özelliğini taşıyan yapı, endüstriyel mirası gelecek nesillere aktarmayı hedefliyor.
DÜNYANIN EN BÜYÜK KAĞIT MÜZELERİNDEN BİRİ
12 bin 345 metrekarelik alanda kurulu olan Seka Kağıt Müzesi, 4 kat ve 18 salondan oluşan geniş bir sergi alanına sahip. Uzun yıllar boyunca Türkiye’nin kağıt ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayan SEKA Kağıt Fabrikası, aynı zamanda binlerce kişiye istihdam sağlayarak bölge ekonomisinde önemli rol oynadı.
2004 yılında üretimin durdurulmasının ardından tesis için kapsamlı bir endüstriyel dönüşüm projesi hayata geçirildi. Yapılan çalışmaların ardından fabrika, 2016 yılında müze olarak yeniden düzenlenerek kapılarını ziyaretçilere açtı. Bugün müzede, üretim hatları ve makineler büyük ölçüde orijinal halleriyle sergileniyor. Dev kağıt makineleri, hamur hazırlama sistemleri ve enerji altyapısı, ziyaretçilere Türkiye’nin sanayi geçmişine dair somut bir deneyim sunuyor.
“BU MAKİNELER İLERİ MÜHENDİSLİK ÖRNEĞİ”
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Müzeler Şefi Hüseyin Saban, müzede sergilenen makinelerin dönemin ileri mühendislik anlayışını yansıttığını söyledi. Makinelerin yaklaşık yüzde 90’ının Alman menşeli olduğunu belirten Saban, parçaların 1934’lü yıllarda Almanya’dan trenlerle getirildiğini ve fabrikanın bulunduğu alanda monte edildiğini ifade etti.
Saban, o dönemin endüstriyel üretim standartlarına göre oldukça gelişmiş bir sistem kurulduğunu belirterek, “Bu makineler yalnızca üretim araçları değil, aynı zamanda dönemin mühendislik anlayışını da gösteren önemli örneklerdir” dedi.
TÜRKİYE’NİN İLK KAĞIT MÜHENDİSLERİ BURADA YETİŞTİ
Fabrikanın ilk yıllarında üretim hattında Alman mühendislerin görev yaptığını aktaran Saban, kurulum ve ilk işletme süreçlerinin onların kontrolünde yürütüldüğünü dile getirdi. Aynı dönemde Türk gençlerinin de çıraklık ve kalfalık sistemiyle üretim hattında eğitim aldığını belirten Saban, zamanla üretim sürecinin tamamen yerli kadroların kontrolüne geçtiğini söyledi.
1950’li yıllara gelindiğinde fabrikanın Türk mühendis ve ustalar tarafından yönetildiğini kaydeden Saban, “Burada yalnızca kağıt üretilmedi. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk kağıt mühendisleri ve ustaları da bu tesiste yetişti. Bu yönüyle SEKA, bir üretim tesisi olmanın ötesinde önemli bir okul niteliği taşıyordu” diye konuştu.
70 METRELİK KAĞIT MAKİNESİ TEK BAŞINA BİR ÜRETİM HATTI
Fabrikanın en eski üretim hattını oluşturan “1 numaralı kağıt makinesi” müzenin en dikkat çeken bölümleri arasında yer alıyor. J.M. Voith firmasına ait olan ve 1934 yılında üretilen makine, 70 metre uzunluğa ve 2,65 metre genişliğe sahip.
Saban, bu makinenin tek başına komple bir üretim hattı gibi çalıştığını belirterek sistemin oluşum bölümü, pres sistemi, 48 kurutma silindiri ve perdah kalenderden oluştuğunu söyledi. Hamurun ilk olarak tel bölümünde ince bir tabaka halinde yayıldığını anlatan Saban, vakum sistemi sayesinde suyun büyük kısmının bu aşamada uzaklaştırıldığını ifade etti.
Ardından pres bölümünde mekanik basınç uygulanarak nem oranının düşürüldüğünü belirten Saban, kağıdın daha sonra 48 silindirli kurutma grubuna girdiğini ve burada kademeli ısı transferiyle kontrollü şekilde kurutulduğunu dile getirdi. Sürecin sonunda ise kalender bölümünde yüzey düzgünlüğü ve kalınlık standardı sağlanarak kağıdın bobin haline getirildiğini aktardı.
HAMUR HAZIRLAMA SÜRECİ ÜRETİMİN TEMELİNİ OLUŞTURUYOR
Hamur hattındaki makinelerin üretim kalitesi açısından kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Saban, özellikle “Schleifer makinesi”nin üretim sürecinde önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Bu makinenin tomrukları yüksek mukavemetli taş sistemiyle mekanik olarak liflerine ayırdığını belirten Saban, sürecin tamamen fiziksel bir parçalama yöntemi olduğunu ifade etti.
Elde edilen liflerin daha sonra teksif makinelerinde elenerek yabancı maddelerden arındırıldığını anlatan Saban, refiner makinelerinin ise lifleri saçaklandırarak yüzey alanını artırdığını kaydetti. Bu aşamanın liflerin birbirine tutunma kapasitesini yükselttiğini belirten Saban, bunun doğrudan kağıdın mukavemet değerini etkilediğini dile getirdi.
Hamurun homojenliği ve katkı maddelerinin dağılımının ise “Politiks” adı verilen çoklu karıştırıcı sistemde kontrol edildiğini söyleyen Saban, üretimde kalite standardının korunması açısından bu ünitenin kritik rol oynadığını ifade etti.
1934 YILINDAN KALMA ENERJİ SİSTEMİ HALA SERGİLENİYOR
Saban, fabrikanın enerji altyapısının da üretim sistemiyle entegre şekilde planlandığını belirterek müzede 1934 yılına ait Siemens marka elektrik panosunun hala sergilendiğini söyledi.
Alternatörle üretilen enerjinin bu pano üzerinden dağıtıldığını aktaran Saban, güç santrali sisteminin beş ayrı üretim hattına enerji sağlayacak şekilde tasarlandığını kaydetti. Schleifer makinesiyle başlayan üretim sürecinin teksif, refiner ve hamur depolarından geçerek 1 numaralı kağıt makinesine ulaştığını anlatan Saban, tüm makinelerin entegre bir sistem olarak çalıştığını ifade etti.
Saban, “Bu yapı, döneminin tam anlamıyla endüstriyel mühendislik örneğidir” dedi.