STRATEJİK OTONOMİ: TÜRKİYE’NİN SAVUNMA HAMLELERİ VE DIŞ POLİTİKADAKİ YENİ DENGE

FATMA HALE YILDIRIM

Abone Ol

Dünya artık eski dünya değil. Savaşlar sadece cephede kazanılmıyor; masada, diplomaside, hatta teknolojik laboratuvarlarda yeniden yazılıyor. Ve biz, bu yeni dünyanın tam ortasında, uzun yıllar başkalarının yazdığı senaryolarda figüran olmanın bedelini ödemiş bir ülkeyiz.
Kendi güvenliğimiz için attığımız bir adımın ardından, müttefik dediğimiz ülkelerin ambargolarıyla karşı karşıya kaldık. Başkasının silahıyla kendi kaderini yazamazsın dedik ve böylece Türkiye’nin savunma hafızası yeniden doğdu.
Bugün geldiğimiz noktada, bu hafızanın boşuna oluşmadığını görüyoruz. ASELSAN, TUSAŞ, ROKETSAN…
Bunlar sadece kurum değil; bir zihniyetin, bir bağımsızlık arzusunun somut hâli.
Ve elbette sahadaki en görünür yüzü: Bayraktar TB2.
Artık savaşın dili değişti. Tanklar kadar algoritmalar konuşuyor, asker kadar mühendis belirleyici oluyor. Türkiye tam da bu kırılma anını yakaladı. Düşük maliyetli ama yüksek etkili sistemlerle sadece sahada değil, uluslararası dengelerde de söz söyleyen bir ülke hâline geldi.
Ama burada durup daha derin bir soruyu sormak gerekiyor: Bu değişimin arkasında ne var?
Yıllar önce salgın hastalıklar üzerine çalışmalar yaparken denk geldiğim ve çok da etkilendiğim, Mikrop, Tüfek ve Çelik adlı eserinde Jared Diamond şu gerçeği ortaya koymuştu: Tarihi belirleyen, çoğu zaman değerler değil, kapasitelerdir. Bugün Türkiye’nin savunma hamlelerini anlamak için bu cümleyi yeniden okumak gerekiyor. Çünkü uluslararası sistem, idealizmin değil, kapasitenin dilini konuşur.
Peki burada kastettiğimiz kapasite nedir?
Silah sayısı mı? Ordunun büyüklüğü mü? Hayır.
Kapasite dediğimiz şey; bir ülkenin tehdit algılama, buna karşı çözüm üretme ve gerektiğinde sahada uygulama becerisinin toplamıdır.
Bu; elektronik harp sistemlerinden, kendi ürettiğimiz mühimmatlara kadar somutlaşır. Kapasite; bir mühendisin yetişme sürecidir, bir fabrikanın üretim disiplinidir, bir devletin kriz anında karar alma hızı ve en önemlisi, o kararı uygulayacak iradedir.
Bugün Türkiye’nin ulaştığı nokta tam da bu yüzden önemli. Çünkü artık sadece satın alan değil; tasarlayan, geliştiren ve sahada test eden bir akıl inşa edilmiştir. Bu akıl ülkemizi sadece tehditlere karşı korumuyor, hareket alanımızı genişletip güçlü bir irade ortaya koyuyor.