Günümüz ekonomik problemlerini anlayabilmek için, geçilen süreçleri, siyasi dönüşümleri ekonomiye etkilerini anlamak önemlidir.
Türkiye siyasi tarihi üç dönem olarak tanımlanabilir.
Birinci dönem kuruluş ile çok partili hayata geçiş arası, ikinci dönem çok partili hayat (Parlamenter Sistem) ile başkanlık sistemine geçiş arası, üçüncü dönem ise başkanlık sistemi.
Bu siyasi değişikliklerin ekonomi politikalarına büyük etkileri olmuştur.
Bu açıdan ekonomi tarihimizi dört ana dönemde tanımlamak mümkündür.
1.DÖNEM:
1923-1950 arası dönem, önemli yatırımların hemen hemen tamamının devlet tarafından yapıldığı dönem.
Bir yatırımın ortaya çıkmasının temel unsurlarını, sermaye, eğitimli işgücü ve uygulanabilir proje olarak baz alırsak bu unsurların tamamen sınırlı olduğu dönemde şartlar devleti işaret ediyordu.
Bugünde CHP’nin altı okunda yer alan “Devletçilik” ilkesi o günün şartlarında bir tercih değil zorunluluktu.
Osmanlı’nın “Duyun-u Umumiye” borçlarını devralan, eğitimli insanlarını, uzun yıllar süren savaşlarla kaybeden yeni devlet için yol haritası böyle çizilmişti.
Olayı ve devletin ekonomi stratejisini anlatabilmek için örnekleyelim.
Karabük Demir Çelik Fabrikası 1937 tarihinde kuruldu. Dönemin en büyük yatırımlarından olan bu tesis, 1960 yılında Ereğli Demir Çelik fabrikasını, 1970 yılında ise İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nın kuruluşlarına hem eğitimli işgücü hem de sermaye olarak altyapı hazırladı.
Bu tesislerin kuruluş, gelişim ve özelleştirme süreçleri bir anlamda ekonomi tarihimizin evrelerini anlatmaktadır.
2.DÖNEM:
1950-80 arası dönem, ekonomide devletin yanında, özel sektöründe yer aldığı Karma Ekonomik Dönem olarak tanımlanır.
Özel sektör eğitimli işgücünü devlet kadrolarından transfer ile, sermaye desteğini de devlet bankalarından sağlayarak bu dönemde yeşermiştir.
Kamudan özel sektöre sermaye transferinde, siyasi tercihlerin rol oynamaya başladığı ilk dönem olarak kayıtlara girmiştir.
İlk dönemlerde verimli olarak kullandığımız Kamu İktisadi Teşebbüsleri’nin siyasi müdahalelerle kara delikler haline gelmeye başladığı dönemdir.
3.DÖNEM:
1980-2018 arası dönem, serbest piyasa ekonomisi modeline sert bir geçiş dönemi olarak tanımlanabilir.
Birinci dönemde kurulan, ikinci dönemin ortalarına kadar verimli kullanılan ve sonrasında siyasi müdahalelerle hantallaştırılan KİT’lerin özelleştirildiği ve sermayenin özel sektöre bu yolla aktarıldığı dönemdir.
Ekonomide siyasallaşmanın zirve yaptığı, batan bankaların batık kredilerini vatandaşın ödediği, bu yolla kurulan özel sektör imparatorlukları.
Kredi ve kredi kartı çılgınlığı ile tüketime yönlendirilen bir halk ve büyüyen özel sektör.
4.DÖNEM:
2018-Başkanlık sistemine geçiş ile cumhuriyetin 3. evresi olarak tanımlanan bu dönemin ekonomi politikaları henüz netleşmiş değil.
Yaşadığımız son ekonomik kriz bize yeni yollar bulmayı zorunlu kılıyor.
Uzun yıllardır aynı şeyleri yaparak farklı sonuç almayı bekliyoruz. Yeni bir ekonomik yol bulamazsak siyasetin alanı her geçen gün daralacaktır.
SON SÖZ
İnşaat ve ithalat üzerinden gidilen yol artık tıkanmıştır.
Kuruluşundan bugüne sermaye yetersizliği ile boğuşan piyasaların yeni bir açılıma ihtiyacı görülmektedir.
Avrupa ve ABD’de şirketler krediye düşük faiz ve uzun vade ile kolayca ulaşabiliyor.
Bu durum o şirketlerin daha az karlı alanlara da uzun vadeli beklentilerle yatırım yapmasının önünü açıyor.
Bizde ise yüksek faizli ve kısa vadeli kredilerle özel sektör ancak geri dönüşümü kısa sürede olan ve karlılığı yüksek alanlara yatırım yapabilmekte.
Alt yapı yatırımlarının önemli bir bölümünü tamamlayan kamu yönetiminin yeniden üretime yönelmesi zorunlu hale gelmiştir.
Son kur politikaları ve ekonomik daralma ile azalan ithalatın bir süre sonra ekonomik canlanma yaşandığında yeniden artacağı açıktır.
Devletin ithalat kalemlerini ele alarak bu alanların uygun olanlarında üretim hamlesine gitmesi bir zorunluluktur.
Geçmişte KİT’lerde yaşanan siyasi müdahalelerden ders çıkararak kurulacak özerk yapılarla yatırım hamlesi başlatılmalıdır.
Bu sisteme geçişin ilk sermayesi devletin tasarruf hamlesi olabilir.
Devamında ise Karabük Demir Çelik Fabrikası’ndaki gibi kendi sermayesini kendisi oluşturacaktır.
Amaç özel sektöre rakip olmak değil onların yatırım yapamadığı alanlarda yatırım yapmaktır.
Yatırım alanları göç veren şehirler olarak belirlenmelidir.
Ülke olarak yeni bir ekonomik hikayeye ihtiyacımız var.
Mevcut sitemdeki tıkanmayı görmezsek çözüm adına hamleler üretemezsek başkanlık sistemi tartışmaya açılacaktır.
Değiştirdiğimiz her sistem yeni bir ekonomik model üretmiştir.
Başkanlık sistemi için önerdiğim sistem mevcut zorluklar göz önüne alınarak budur.
Ülkede düşünen her insanın önereceği farklı modeller olabilir.
Devleti yönetenlerin işi de en uygun modeli hayata geçirmek olmalıdır.