Ahmet AKÇAALAN'ın Köşe Yazısı

Dev cüssesi,

Yıkılmaz görüşünü,

Kocaman bir heybeti vardı.

Neler görmüştü kim bilir?

Hangi fırtınalara şahit olmuştu?

Hangi karlar altında soğuk geceler geçirdi?

Hangi sellere karşı toprağa daha sıkı tutuldu?

Depremlerde dahi yıkılmadı.

Düşünsenize ne zorlu bir büyüme öyküsü…

Yıllarca betonlaşmalara karşı dik bir duruş.

Sıcak havalarda bir gölge bir nefes olma.

Kentin oksijen sorumlusu olma.

Tren sesine, gürültü kirliliğine karşı bir set oluş.

Hepsini o başarımış.

Yürüyüş yolunda ki çınar ağacı.

Tam bir mücadele,

Heybeti gözleri kamaştırıyor.

Zorluklara direnmiş yüzeyi,

Hoşgörüsü örnek olmuş başlarda, üzerine pisleten kargaları dahi yaprakları ile sevmiş.

Zor olmalı çınar ağacı olmak,

Ama bir kopukluk başlamış.

Değişmiş bizim çınar ağacı.

Çok güvenmiş kendine, büyüklüğüne…

Sonra sevgi değen insan elini beğenmemiş veya insan eli onun kıymetini görememiş.

Nedeni belirsiz bir kopukluk olmuş işte…

Rutin tedaviler yapılmaz olmuş.

Önce yapraklarının rengi solmuş,

Sonra dallar zayıflamış,

Ama heybetinden asla ödün vermemiş…

Farkına dahi varmamış neler olduğunun,

İçeride birşeyler oluyor o olanları görmezden gelmiş...

Sesleri duymamış, duymak istememiş. 

Bir sabah olmuş.

Fırtınalara, karlara, depremlere, sele dayanan çınar ağacı…

Olmayacak denilen bir havada küçük bir esinti ile devrilmiş…

Kimse anlayamamış.

O devrilirken hem kendi zarar görmüş hem çevresi…

Düşünce gerçek ortaya çıkmış.

Bizim o dev çınar ağacı içerden çürümüş…

Dışarıyla mücadele ederken, kendisine içine bakmayı unutmuş.

Çınar ağacının içi çürümüş…