Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan ve DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Türkiye Buluşmaları etkinlikleri çerçevesinde Kocaeli’ye geldi. Saat 20.30’da Atatürk Kapalı Spor Salonu’nda halkla buluşacak olan iki lider, bu program öncesinde Luxor Garden Otel’de sivil toplum kuruluşu (STK) ve iş dünyası temsilcileriyle akşam yemeğinde bir araya geldi. Organizasyonun açılış konuşmasını yapan Saadet Partisi İl Başkanı Recep Sarıdoğan, DEVA Partisi ile yürüttükleri hazırlıkları kısa sürede tamamladıklarını belirterek tüm katılımcılara teşekkür etti. Ardından söz alan DEVA Partisi İl Başkanı Kadir Abbasioğlu da birlik ve beraberlik mesajı vererek konukları selamladı.

YAKIN TARİHİ VE KÜRESEL GELİŞMELERİ DOĞRU OKUMA ZORUNLULUĞU
Toplantıda kürsüye çıkan ilk lider Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan oldu. Konuşmasına LGS sınavına girecek öğrencilere ve Dünya Kupası'ndaki ilk maçına çıkacak olan Milli Takım'a başarılar dileyerek başlayan Arıkan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Cumhuriyetimiz bir asrı geride bıraktı. 21. yüzyılın ilk çeyreğini ise tamamlamış bulunuyoruz. Cumhuriyetin başlangıç dönemi tek partili yıllara sahne olmuşken, 21. yüzyılın bu ilk çeyreği ise AK Parti hükümetleriyle geçti. 2002 yılında AK Parti’yi iktidara taşıyan süreç; yargının siyasete müdahale ettiği, inanç ve düşünce özgürlüklerinin kısıtlandığı bir dönemin ardından yaşandı. Bu dönemi ve süreci doğru analiz etmek şarttır. Bugün İsrail bölgemizde, Amerika ise dünyanın dört bir yanında terör estirmeyi sürdürüyor."

HEM İKTİDARA HEM MUHALEFETE TEKLİF: ORTAK BİR GELECEK İNŞASI
Dünyadaki küresel güvenlik sorunlarına değinen Arıkan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Şu an dünyamızın ne kuzeyi ne güneyi, ne doğusu ne de batısı tam anlamıyla güven içinde değil. Mazlum halkların yanında durabilmek adına Türkiye'nin güçlü bir konumda olması şarttır. Ülkemiz içeride adaleti, siyasette ise ahlakı yeniden tesis etmek zorundadır. Bugün bu salondaki herkesin toplanma amacı, yaşanan bu gelişmelere karşı sessiz ve kayıtsız kalmamayı seçmiş olmasıdır. Bizim bir teklifimiz var; bu teklif sadece üçüncü bir yol alternatifi sunmuyor. Hem iktidar hem de muhalefet kanadıyla hep birlikte yürünecek ortak bir yolu tarif ediyor. Yaşanabilir bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz. Bizim adalet vizyonumuz yalnızca ekonomik gelir dağılımından ibaret değildir; adalet aynı zamanda refah, özgürlük ve hukuk demektir. Bir ülkeyi yaşanabilir kılan en temel unsur, güvence altına alınmış insan haklarıdır. Belirsizliklerin ve muğlaklığın hakim olduğu bir ortamda, ne kadar uzun menzilli füzelere sahip olursanız olun, o ülkede huzurlu bir yaşam kurulamaz."

KİMLİKTEN BAĞIMSIZ ADALET VE GÜÇLÜ HUKUK DEVLETİ
İnsanın ihtiyaçlarının sadece ekonomik boyutla sınırlı olmadığını vurgulayan Arıkan, şu ifadeleri kullandı:
"Hak kavramını kişilerin kimliklerine veya aidiyetlerine göre esneten her türlü yaklaşım, adalet zeminine zarar verir. Bizim inancımıza göre, sadece insan olarak dünyaya gelmiş olmak, hak sahibi sayılabilmek için tek başına yeterli bir nedendir. Bizim adalet anlayışımız, kendimiz gibi düşünmeyen, farklı yaşayan ve farklı inanan insanların da haklarını koruyabilmeyi gerektirir. Şüphesiz ki devlet mekanizması toplumsal düzenin sağlanması için hayati bir unsurdur. Fakat devletin güçlü yapısı, onun hukukun üstünde yer alabileceği anlamına gelmez. Demokrasiyi sadece sandıktan ve seçimden ibaret göremeyiz. Bugün muhalefetteyken kararlılıkla savunduğumuz değerler, yarın iktidar sorumluluğunu üstlendiğimizde de aynen geçerli kalacaktır. Bizim benimsediğimiz siyaset felsefesi budur; hak da hukuk da istisnasız herkes için eşit olmalıdır."

EKONOMİK VE TOPLUMSAL KRİZLERİN MERKEZİNDEKİ AHLAKİ EROZYON
Konuşmasının son bölümünde ülkedeki güven ve ahlak krizine dikkat çeken Arıkan, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bugün karşı karşıya kaldığımız sorunların kökenlerini, hem vicdanlarımızı yaralayan konuları hem de doğrudan bütçemizi ve cebimizi etkileyen ekonomik meseleleri masaya yatırmak için bir aradayız. Bir yerde ahlak krizi baş göstermişse, diğer yapısal sorunları konuşmanın bir anlamı kalmaz. Bizim yürüttüğümüz mücadele, vatandaşlarımızın geleceğe dair sarsılan güvenini yeniden inşa etme mücadelesidir. Ne yazık ki güven duygusunun enflasyona uğradığı bir ülkede yaşıyoruz. Paranın değeri düşebilir, bu telafi edilebilir; fakat ahlaki değerler aşındığında toplumun temel direklerinin sarsıldığını görürüz. Bugün tecrübe ettiğimiz pek çok problemin kaynağında güven krizi, onun da öncesinde bir ahlak krizi yer almaktadır. Bir ülkenin vicdan açığı büyüdükçe o ülke zayıflar. Devletlerin bekasını sağlayan yegane güç adalet duygusudur. Temiz siyasetin temel kuralı ise devletin sunduğu imkanları bir partinin imkanı olarak görmemektir. Biz siyaseti bir emanet olarak kabul ediyoruz. Günün sonunda kalıcı olacak tek şey, hafızalarda bırakacağımız doğru izlerdir."




