Sağlık

SU İÇSEM YARIYOR DİYORSANIZ LİPÖDEM OLABİLİRSİNİZ

Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, “su içsem yarıyor” şikâyetinin ardında lipödem olabileceğini belirterek, hastalığın klasik kilo verme yöntemlerine direnç gösterdiğini vurguladı.

Abone Ol

“Su içsem yarıyor” ifadesi, birçok kişinin günlük hayatta sıkça dile getirdiği bir serzeniş. Ancak bu durumun basit bir kilo alma problemi olmayabileceğine dikkat çeken Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Karacalar, lipödem hastalığının bu şikâyetin arkasındaki görünmeyen nedenlerden biri olabileceğini söyledi. Özellikle kadınlarda görülen ve bölgesel yağ birikimiyle karakterize olan lipödemin, diyet ve egzersize rağmen gerilememesiyle öne çıktığını belirten Karacalar, hastalığın çoğu zaman obeziteyle karıştırıldığını ancak mekanizmasının tamamen farklı olduğunu ifade etti. Güncel tedavi yöntemlerinin ise klasik yaklaşımlardan ayrıştığını vurguladı.

LİPÖDEM NEDİR VE NEDEN “SU İÇSEM YARIYOR” HİSSİ OLUŞUR?

Lipödem, çoğunlukla kadınlarda görülen kronik bir yağ dokusu hastalığı olarak tanımlanıyor. Özellikle bacak, kalça, alt karın ve kollarda simetrik şekilde biriken yağ dokusu, hastalığın en belirgin özelliği olarak öne çıkıyor. Prof. Dr. Ahmet Karacalar’a göre bu durum yalnızca estetik bir sorun değil; aynı zamanda ağrı, hassasiyet ve kolay morarma gibi belirtilerle de kendini gösteriyor.

Hastaların en sık dile getirdiği şikâyetlerden biri olan “su içsem yarıyor” ifadesi, aslında metabolizmanın yavaş olmasından ziyade lipödem kaynaklı bir tabloya işaret edebiliyor. Çünkü bu hastalıkta yağ dokusu, vücudun diğer bölgelerinden farklı davranıyor. Kişi kilo verse bile bu bölgelerdeki yağ birikimi kalıcı olabiliyor. Bu da bireyde, yaptığı hiçbir şeyin işe yaramadığı hissini doğuruyor. Tam da bu noktada lipödemin doğru tanınması büyük önem taşıyor.

DİYET VE EGZERSİZ LİPÖDEM YAĞLARINI NEDEN ERİTMEZ?

Lipödem hastalarının en büyük hayal kırıklıklarından biri, düzenli diyet ve egzersize rağmen bölgesel incelme sağlayamamaları. Prof. Dr. Karacalar, bu durumun bilimsel bir açıklaması olduğunu belirtiyor. Lipödemli yağ dokusunda dolaşımın bozulduğunu ve oksijen seviyesinin düşük olduğunu ifade eden Karacalar, bu ortamın yağ yakımını zorlaştırdığını söylüyor.

Sağlıklı beslenme ve egzersiz elbette tamamen etkisiz değil. Bu süreçler, hastalığın ilerlemesini yavaşlatabiliyor ve ağrı gibi şikâyetleri azaltabiliyor. Ancak lipödemli bölgelerdeki yağ dokusu, klasik kilo verme mekanizmalarına yanıt vermiyor. Yani kişi kalori açığı oluştursa bile, bu bölgelerde yağ yakımı beklenen düzeyde gerçekleşmiyor. Bu nedenle lipödem, sıradan kilo problemi olarak değerlendirilmemeli.

MİDE KÜÇÜLTME AMELİYATI LİPÖDEM İÇİN ÇÖZÜM MÜ?

Lipödem sıklıkla obezite ile karıştırıldığı için, bazı hastalar çözümü mide küçültme ameliyatında arayabiliyor. Ancak Prof. Dr. Ahmet Karacalar, bu yaklaşımın lipödem tedavisinde yeterli olmadığını açıkça ifade ediyor. Mide küçültme ameliyatları, enerji alımını azaltarak genel kilo kaybı sağlar. Fakat lipödem, enerji dengesiyle doğrudan ilişkili bir hastalık değildir.

Bu nedenle ameliyat sonrası kilo verilse bile, lipödemli bölgelerde belirgin bir incelme görülmeyebilir. Hatta bazı hastalarda vücudun üst kısmı incelirken alt bölgelerdeki yağ birikimi daha belirgin hale gelebilir. Bu da hastanın estetik ve psikolojik açıdan daha fazla rahatsızlık hissetmesine yol açabilir. Dolayısıyla lipödem tedavisinde doğru yöntemin belirlenmesi kritik önem taşıyor.

LİPÖDEM TEDAVİSİNDE GÜNCEL YAKLAŞIM: ÖZELLİKLİ LİPOSUCTION

Günümüzde lipödem tedavisinde en etkili yöntem olarak özellikli liposuction teknikleri öne çıkıyor. Prof. Dr. Karacalar, özellikle “Superdry 4D” gibi gelişmiş yöntemlerin, klasik liposuction uygulamalarından farklı olduğunu vurguluyor. Bu teknikler, yalnızca yağ dokusunu almakla kalmıyor; aynı zamanda dokunun yapısını koruyarak daha sağlıklı bir sonuç elde edilmesini sağlıyor.

Ancak tedavi yalnızca cerrahi müdahaleyle sınırlı değil. Lipödem hastalarında ameliyat sonrası süreç de en az operasyon kadar önemli. Koruyucu programlar, lenfatik dolaşımı destekleyen uygulamalar ve yaşam tarzı düzenlemeleri tedavinin ayrılmaz bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde hem hastalığın ilerlemesi kontrol altına alınabiliyor hem de hastaların yaşam kalitesi belirgin şekilde artıyor.