Çetin ÇILDIR'ın Köşe Yazısı
Günümüzde bile adalet ile ilgili bir konu anlatılmaya başlandığında akla ilk gelen isim Hz. Ömer. Halife olduktan sonra yakınında olan bir isme her gün gelip kendisini uyarma görevi verir.
Uyarı;“Ölüm var Ömer ölüm” şeklindedir.
Yıllar geçer ve bir gün Hz. Ömer sakalına ak düştüğünü görür. O günde kendisini uyarmak üzere gelen şahsa görevinin tamamlandığını ölümü hatırlamak için bir uyarıya ihtiyaç kalmadığını söyler. 23 Haziran İstanbul seçimleri bu anektodu hatırlamamı sağladı.Kaybedilen İstanbul seçimleri AK Parti için sakala düşen ak hükmündedir. Bu tarihten sonra İstanbul’a her baktığında, kendisinden önce kurulan merkez partilerinin, uzun iktidar süreleri sonrasında yaşadığı malum son hatırlanacaktır. İktidarın ilk yapması gereken, kendi kontrolü altındaki medyayı sorgulamaktır. Bu durum ortaya çıkana kadar yapılan, her hataya kılıf arayan medyanın, İstanbul seçimleri sonrasında yapmaya başladıkları uyarıların halk dilindeki karşılığı “Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur” şeklindedir. İstanbul seçimleri yıllar sonrasında da konuşulacak bir seçim olmuştur. Türk siyaset tarihi birkaç kez böyle sonuçlar ortaya çıkaran seçim dönemlerini yaşamıştır. En son 2002 seçimleri siyaseti ve siyasi aktörleri değiştirici bir erki yapmıştır. İstanbul seçimleri siyasetçileri tasfiye etmese de siyaseti dönüştürecek önemli sonuçlar ortaya koymuştur. Son bir yılda yazdığım yazıların bir bölümünde, muhalefetin lider adayı çıkarmak için tek şansının yerel yönetimler olduğunu muhalefet kanadının bu yöntemi kullanacağını yazmıştım. Başkanlık sistemi sonrasında, bir anlamda geri plana döşen meclis yapısından lider adayı üretmenin zorluğu, benzer sistemleri uygulayan ülkelerde lider adaylarının metropol il belediye başkanlarından çıktığı konusuna birkaç kez vurgu yapmıştım. Muhalefet İstanbul seçimleri ile bu hamleyi hayata geçirdi. Ortaya çıkan lider adayının başarı veya başarısızlığı zaman gösterecek olsa da bu yöntem ilerleyen zamanlarda da kullanılmaya devam edecektir. İktidar için farklı kanallar ve arayışlar bu sistemde mümkündür. Büyük bir kırılma yaşanmazsa erken seçim veya 2023 ve sonrası için muhalefetin oyuncusu artık sahnededir. İktidar kanadı ise henüz 2023 ve sonrası için bir oyun planı ortaya koymamıştır. Bu tarafın siyasi olarak yaşayacağı ilk sorun bölünme senaryolarının, İstanbul seçimlerinin oluşturduğu zaaf ortamında hızlanması olacaktır. Bulunduğumuz coğrafya iç politikanın, dış politika üzerinden okunmasını gerektirmektedir. 17 yıllık AK Parti iktidar sürecinin karşılaştığı en önemli dış politika gelişmeleri bu dönemde yaşanmaktadır. Suriye, S 400 ve Akdeniz üzerinden ortaya çıkacak gelişmelerin, iç politikaya önemli etkileri olacağını tahmin etmek bir kehanet değildir. G 20 zirvesinde ortaya çıkan tablonun bu sorunların çözümüne katkı sağlayacağı beklentileri fazlasıyla iyimserdir. Bir önceki yazımda belirttiğim Ftich derecelendirme kuruluşunun Doların rezerv para özelliğini kaybetme ihtimali sorunun merkezindedir. Bu hafta yaşanan Çin- Rusya zirvesinde alınan milli paralarla ticaretin görüşmeleri, var olan gerilimin artmasını tetikleyecektir. Akdeniz de Petrol ve Doğalgaz üzerinden Rusya’ya mesaj verilmektedir. Mevcut gelişmeler Rusya- Çin, İran ve Türkiye’yi yakınlaştırmaktadır. Böylesi bir ortamda dışarıda olup biteni bırakıp içeriye odaklanmanın bedeli ağır olacaktır. İktidar kanadı için dönemin tarihinin, yazıldığı günler yaşanmaktadır. Ekonomik ve iç politik ortam olarak hiçte hazır olmadığımız bir dönemde tarihi bir sınav dönemi başlamıştır. Bu dönem performansı, iktidarın yıllar sonra siyasi tarihte nasıl anılacağını belirleyecektir.
SON SÖZ
AK Parti iktidarının en güçlü dönemlerinde de söyledim ve yazdım. İktidarlar gelip geçicidir. Ve esas olan devlettir. Bu millet kısa süreli belirsiz ortamları tarihinde zaman zaman yaşamıştır. Ancak her seferinde gereken liderleri ve projeleri üretmiş devletini yeniden ayağa kaldırmıştır. Bu sefer de sislerin içinden çıkmayı başaracaktır. Siyasi iktidara muhalif olanların da durması gereken yer “ Devlet Ebed Müddet” anlayışıdır. Şahsınızın ve neslinizin gidecek yeri yoksa burada durmalısınız. Ne Suriye meselesi, ne Akdeniz, ne S 400’den ne de büyük bedellerle filizlenen milli silah sanayisinden taviz verilemez.