Çetin Çıldır'ın Köşe Yazısı
Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Toplumdaki farklı düşüncelerin dile getirilmesi ve temsili ile siyasi işleyişi sağlarlar. Bazen gerilimi yükselterek toplumda birikmesi muhtemel enerjinin boşalmasına da katkı verirler.
CHP, Türk siyasetinin ilk siyasi partisi olması ve kurtuluş savaşını yapan kadrolar tarafından kurulmuş olması dolayısı ile de ayrı bir önem taşır. Her ne kadar görüntüde uzun yıllar iktidar olamamış olsa da bürokrasi üzerinden ülkenin yönetiminde uzun yıllar etkisini sürdürmüşdür. Son yıllarda geçirdiği değişim siyasetle ilgili insanların dikkatini çekse de, geleneksel tabanı tarafından hâlâ kurucu iradenin kurduğu parti olarak görülmeye devam etmektedir.
Ülkenin sinir uçlarına yapılan ince dokunuşlar da, gözü Erdoğan'dan başka hiçbir şey görmemeye odaklanmış bu kitlenin dikkatini bile çekmiyor.
Son günlerde içeriği açıklanmayan Kuzey Irak ziyareti ile başlayan,kapatma davası devam eden HDP'nin meşruiyeti ile süren , mavi vatan ifadesi işgalci bir anlayıştır ile zirveye ulaştığını zannettiğimiz anlayış, "TÜM KHK'LILARI GÖREVLERİNE GERİ DÖNDÜRECEĞİM" ifadesi ile şimdilik de olsa zirveye ulaştı.
Bizzat genel başkan üzerinden yapılan bu açıklama son derece tehlikelidir.
FETÖ ile yapılan mücadelenin hukuki süreçlerinde eksik de, hata da muhakkak vardır. Bunu ifade etmek başka tamamını göreve iade edeceğiz ifadesi başkadır.
İlk seçimde iktidar hedefleyen ana muhalefet partisinin bu ifadesi muhakkak ki bu çevrelerin direnmesi açısından umut olmuştur. Aynı HDP' ye verilen desteğin her geçen gün eriyen PKK'ya umut olması gibi. Veya bizimle cüssesine bakmadan silahlanma yarışına girmeye çalışan Yunan tezlerine destek vermenin oluşturacağı umut gibi. Tüm bu çıkışların tabanlarında hiç reaksiyona sebep olmamasının açıklamasını son bölüme bırakarak dostlarını neden rahatsız etmediği meselesine gelelim.
Mevcut sistemin bir sonucu olan ittifaklar meselesi, eski sistemdeki koalisyonlar ile karıştırıldığı için anlaşılamıyor. Koalisyonlar, siyasi partilere siyasi pozisyonlarını koruyarak, bir metin üzerinde geçici uzlaşı ile yönetme imkanı tanırdı. Bu nedenle parti tabanları bu sürede parti programları yerine bu metne bağlı kalmayı doğal görürlerdi.
Yeni sistem ittifakları ise bir anlamda evlilik gibi. Siyasi partiler ittifak süreçlerinde zaman içinde birbirine benzemeye başladı. AK Partinin MHP ile ittifak öncesi ve sonrasına bakın ne demek istediğimi anlayacaksınız.
CHP'nin tüm bu çıkışlarına IYI Partinin milliyetçi kanattan gelen kadrolarının sessizliğini anlayamayanlar bu çerçeveden baksınlar. IYI Parti'nin hızla yeni CHP'ye benzemeye başladığının izlerini aynı konularda bizzat genel başkanlarının çıkışlarında görebilirler. Pervin Buldan ile fidan dikim töreni yapan belediye başkanını Fatih'e benzetme, HDP'yi Kürt siyasi hareketinin temsilcisi ilan etme, Demirtaş ile kahvaltı etme gibi açıklamaları tesadüf sonucu değil.
Benzer durum Saadet Partisi için de geçerli. Aynı konularda bizzat genel başkanlarının açıklamalarına bakın veya son yerel seçimlerde Adıyaman ve Urfa'da HDP'nin Saadet Partisine yaptığı jestlere bakın izleri göreceksiniz. Yeni ittifak sistemi süresi uzadıkça farklılıkların azaldığını kör olanlara bile gösterecek, yeter ki satır aralarını okuma yeteneğiniz olsun.
SON SÖZ
Gelelim tehlikeli sularda dolaşan yeni CHP'ye ne tabanından ne de dostlarından bir tepki gelmemesi meselesine.
Psikolojide kaynayan suda kurbağa üzerine anlatılan bir test var. Kurbağayı kaynar bir suyun içine atarlar anında dışarı atladığını görürler. Ancak aynı kurbağayı soğuk bir suya atarlar yüzmeye başlar. Altında ateşi yakar ve beklerler. Su yavaşça ısınmaya başlar,kurbağada bir hareket görülmez, yüzmeye devam eder, su bir süre sonra kaynamaya başlar ancak sinirleri uyuşan kurbağanın sudan dışarıya atlayacak hali yoktur.
Yeni CHP'deki dönüşüm de bu hikayedeki gibi başladı. İlk dönemlerde yapılan sivri açıklamalar parti içi demokrasi ve münferit olaylar gibi görüldü. Son dönemlerde ise su kaynamaya başladı, gerek parti içindekiler gerekse dostları belki dışarı atlamak istiyorlar ama sinirler uyuştu. İlave olarak tencereden ya da pencereden dışarı bakınca kendilerinde psikolojik sendrom oluşturan Erdoğan'ı görüyor ve kafalarını suya bir kez daha gömüyorlar.
Bu arada da su kaynamaya devam ediyor. Kızsalar da sinirden patlasalar da bir türlü dışarı çıkacak hamleyi yapamıyorlar.
Bu durumu MHP'deki milliyetçi kadrolar da, AK Parti içindeki milli görüş kökenli kadrolar da anlamakta zorlanıyor. MHP içindekiler HDP, Karabağ ve mavi vatan gibi açıklamalara IYI Partiye giden arkadaşları nasıl bir tepki vermiyor diye şaşırıyor, AK Parti içindeki millî görüş kökenli olanlar da Saadet Partisi'nin Ayasofya ve Sultanahmet de müze olmalı veya milli savunma sanayii gibi konulardaki sessizliklerini anlamakta zorlanıyor.
Halbuki mesele bizim pencereden bakınca son derece kolay anlaşılır. İttifakların evlilik benzeri etkileri ve ısınan su penceresinden bakmayı deneyin belki anlamanıza yardımcı olur.
Bu arkadaşlara da, arada Erdoğan'a bakmayı bırakıp altınızdaki ateşe bakın diyerek bitirelim.