Kur’ân’ın şikâyetine gelince, o da çok acıklı bir manzaradır. Allah Resûlü (s.a.s) Kur’ân’ın hem şikâyetini hem de şefaatini anlatarak der ki:
“Kıyamet günü bir adam getirilir. Kur’ân ona (insan sûretinde) temessül ettirilir. Adam dünyadayken Kur’ân’ın farzlarını ihmâl etmiş, çizdiği sınırları aşarak haramlara düşmüş, bildirdiği ibâdetleri yapmayıp muhâlif davranmış, yasakladığı mâsiyetleri irtikâb etmiş (işlemiş)tir. Kur’ân der ki:
«–Yâ Rabbî! Âyetlerimi ne kötü bir adama verdin (öğretip ezberlettin!) Hududlarımı aştı, farzlarımı terk etti, açıkladığım ibadetleri bırakıp yasak olduğunu bildirdiğim mâsiyetleri işledi…»
Kur’ân o kimse aleyhine delillerini sayıp dökmeye o kadar devam eder ki, nihayet kendisine:
«–Haydi onu sana bırakıyorum, hesabını gör» denilir.
O da adamın elinden tutar ve burnu üstüne sürükleyerek cehenneme atıncaya kadar kendisinden ayrılmaz.
Başka bir kimse daha getirilir. O da dünyadayken Kur’ân’ın çizdiği sınırları korumuş, farzları yerine getirmiş, emrettiği ibadetleri yapıp yasakladığı masiyetlerden kaçınmıştır. Kur’ân onun önünde durarak müdâfaacısı olur ve şöyle der:
«–Yâ Rabbî! Âyetlerimi ne güzel bir kişiye tevdî ettin (öğretip ezberlettin!) Hududlarımdan sakındı, farzlarımı îfa etti, beyân ettiğim taatlere tâbi olup mâsiyetlerden kaçındı…»
O kişi lehine delillerini saymaya o kadar devâm eder ki, nihayet kendisine:
«–Onu sana havale ettim, hesabını sen gör!» denilir.
Bunun üzerine (insan sûretinde) temessül ettirilen Kur’ân, onun elinden tutar, yanından hiç ayrılmaz. Ona beyaz atlastan elbiseler giydirir, başına kral tâcı koyar ve kralların kâsesiyle ona su ikrâm eder.” (Heysemî, VII, 160-161; Bezzâr, no: 2337)
Kur’ân’ın okunmasını ve yaşanmasını terk edenlerden Allah Rasûlü (s.a.s) de şikâyetçi olmaktadır. Bir mü’minin, en zor anda, şefaatine son derece muhtaç olduğu Peygamber’inin açık şikâyetiyle karşılaşması ne acı bir hâdisedir! Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:
“Resûlullah (s.a.s) der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı büsbütün terk ettiler.” (Furkân 25/30)
Bu şikâyetin içinde Kur’ân’a îman etmemek ve karşı tavır almak bulunduğu gibi, va’d ve vaîdinden müteessir olmamak ve bilhassa lafzını okumayı terk etmek de mevcuttur. Bir rivayette şöyle buyrulur:
“Kim Kur’ân’ı öğrenir de mushafını asar, onu sık sık okumaz ve yüzüne bakmazsa, kıyâmet günü Kur’ân gelir o kişinin yakasına yapışır ve:
«–Ey Âlemlerin Rabbi! Bu kulun beni terk etti ve benden uzak durdu. Aramızda sen hüküm ver» diye şikâyette bulunur.” (Kurtubî, XIII, 27-28; Âlûsî, Rûhu’l-meâni, XIX, 14, [Furkân, 30 tefsîrinde])
Yüce Rabbimiz, cümlemize Kur’ân-ı Kerîm’in şefaatine nail olarak şikâyetinden emîn olmayı nasîb eylesin!.. Âmîn!..