Uğur Ulusoy'un Köşe Yazısı...

Bir ülkede sabah kahvaltısı haber oluyorsa…

Bir simit, bir çay, bir parça peynir “müjde” diye yazılıyorsa…

Bir tas çorbanın fiyatı karşılaştırma konusu oluyorsa…

Orada artık ekonomi değil, hayatta kalma konuşuluyordur.

Kocaeli’de bugün olan tam da bu.

İzmit’in göbeğinde, bir yanda 25 liraya “doyuran” bir masa…

Öte yanda 70 liraya dört çeşit sıcak yemek veren bir lokanta…

İki farklı belediye.

İki farklı konsept.

Ama aynı dert: İnsanlar aç.

Bakın kelimeyi özellikle seçiyorum.

“Geçinemiyor” değil…

“Zorlanıyor” değil…

Aç.

Çünkü bugün asgari ücret, TÜİK tablolarında var ama mutfakta yok.

Emekli maaşı, bankaya yatıyor ama pazara uğramıyor.

Açlık sınırı, istatistik değil; bizzat sofranın kendisi.

Bir ülkede insanlar artık “kahvaltıyı öğün sayalım mı?” diye düşünüyorsa…

“Bugün lokantaya girmesek mi?” hesabı yapıyorsa…

Orada refah masalları çoktan bitmiştir.

***

İzmit’te bir kafe var.

Adı Halka Kafe.

Slogan yazmıyor duvarda ama fiilen şunu söylüyor:

“Bir öğün böyle de geçer.”

Simit, çay, biraz peynir…

Lüks değil.

Gösteriş hiç değil.

Ama insanı tok tutuyor.

Daha doğrusu, hayatta tutuyor.

Yanı başında bir de kent lokantaları var.

70 liraya dört çeşit sıcak yemek.

Ne sushi var ne gurme tabak.

Ama sıcak.

Ama temiz.

Ama doyurucu.

Ve en önemlisi:

Aşağılayıcı değil.

Kimse kapıda “fakir misin?” diye sormuyor.

Kimse fiş uzatırken yüzüne bakmıyor.

Kimse “sosyal yardım alıyorsun” damgası vurmuyor.

İşte sosyal belediyecilik tam da budur.

Sosyal belediyecilik; afiş asmak değildir.

Sosyal belediyecilik; tören yapmak değildir.

Sosyal belediyecilik; dar gelirliyi rakamla değil, insan olarak görmektir.

***

Bugün bu iki örnek şunu gösteriyor:

İmkân meselesi değil.

Tercih meselesi.

Bir belediye “ben bunu yaparım” diyor.

Diğeri “ben bunu görev sayarım” diyor.

Sonuçta olan vatandaşa oluyor.

İyi anlamda.

Ama burada asıl acı olan şu:

Bu yazıyı yazmamızın nedeni başarı değil, mecburiyet.

Normal bir ülkede 25 liraya kahvaltı haber olmaz.

Normal bir ülkede 70 liraya dört çeşit yemek manşet atmaz.

Normal bir ülkede emekli, öğrenci, asgari ücretli “bugün doydum” diye sevinmez.

Ama bugün Türkiye’de seviniyorlar.

Çünkü çıta yerlerde.

Çünkü beklenti karın doyurmak.

Çünkü hayal kurmak lüks.

Ve tam da bu yüzden bu iki adres önemli.

Çünkü bu ülkede artık en büyük siyaset,

İnsanı aç bırakmamaktır.

Çünkü hayatta kalmak, geçinmenin önüne geçti.

Çünkü bu mekânlar bir lütuf sunmuyor, bir boşluğu dolduruyor.

Merkezi yönetimin bıraktığı alanı, yerel yönetimler kapatmaya çalışıyor.

İşte bu yüzden Halka Kafe ve kent lokantaları önemli.

***

Kim insanı aç bırakmıyorsa, kim sofrasına dokunabiliyorsa, günümüzde toplumumuza göre (Ki bu benim tespitimdir) gerçek siyaseti o yapıyor.

Bugün sosyal belediyecilik bir siyasi tercih değil, bir yardım meselesi haline geldi.

Ne yazık ki bugün sosyal belediyecilik çok farklı bir noktada.

Sosyal belediyecilik denilince fakir fukaralık geliyor ilk akla.

Çünkü toplum olarak fakir fukara bırakılıyoruz.

Kime göre neye göre enflasyon… Umurumda değil…

Ben cebime bakarım, cebimdeki enflasyona bakarım.

Sonuç olarak bu ülkede artık en büyük hizmet; yol yapmak, bina dikmek değil.

İnsanın karnını doyurabilmesidir.

Sağlıklı ve huzurlu günler dileği ile…