Uğur Ulusoy'un Köşe Yazısı...
Merhamet…
Kimi zaman bir bakışta gizlidir, kimi zaman susarak yapılan bir tercihte.
Güçlü olmakla karıştırılır çoğu kez; oysa merhamet, gücün değil insanlığın ölçüsüdür. İnsanı durduran, aceleyi frenleyen, “haklıyım” demeden önce “ya yanılıyorsam” diye sorduran şeydir. Adaletin vicdanla, aklın kalple temas ettiği ince çizgidir.
Merhametin olmadığı yerde kural vardır ama adalet yoktur.
Hesap vardır ama insaf yoktur.
Doğru vardır ama insan kaybolmuştur.
Bugün dünyayı yöneten sistemler hız, veri ve kesinlik üzerine kurulu. Ama merhamet yavaşlar, tereddüt eder, bekler. Çünkü bilir ki insan hatasız değildir. Ve bazen bir hayat, bir istisnaya bağlıdır.
Merhamet zayıflık değil, cesarettir.
Görmezden gelmek kolaydır; görmek, anlamak ve affetmek zor olandır.
Belki de bu yüzden en çok merhamete ihtiyaç duyduğumuz çağdayız.
Çünkü her şeyin ölçüldüğü, puanlandığı, kayda alındığı bir dünyada, merhamet hâlâ ölçülemeyen tek değerdir.
***
Bir alışveriş merkezinde, vitrinlere bakar gibi film afişlerine bakarken yakalıyor insan kendini bazen. Renkli, parlak, iddialı… Ama içlerinden biri gözünüze takılıyor. Adı kısa, iddiası büyük: Mercy. Türkçesiyle daha da sert: Merhamet Yok.
Salona girerken beklentim basitti aslında. Biraz aksiyon, biraz gerilim, bolca teknoloji… Ama film ilerledikçe fark ettim ki anlatılan şey bir gelecek fantezisinden çok, yavaş yavaş kapımıza dayanan bir gerçekti. Çünkü artık yapay zekâ sadece filmlerde değil; cebimizde, masamızda, haber merkezlerinde, mahkeme dosyalarının kıyısında köşesinde dolaşıyor.
Düşünsenize…
Bir gün bir sabah, bir suç isnadıyla mahkemeye çıkıyorsunuz. Karşınızda cübbeli bir hâkim yok. İnsan suretinde, sesi sakin, mimikleri ölçülü ama duygusuz bir yapay zekâ var. Savunmanızı ona yapıyorsunuz. Dosyalar, tanıklar, görüntüler… Hepsi dijital. Hologramlar havada uçuşuyor. Kağıt yok, kalem yok, koridorda koşturan mübaşir yok. Her şey kayıt altında. Her şey “veri”.
Filmde Chris Raven’ın başına gelen tam da bu. Bir cinayet. Bir eş. Bir suçlama. Ve 90 dakika. Sistem kararını vermek üzere. O sistem ki; delilleri duygusuzca tartıyor, geçmişinizi didik didik ediyor, dijital ayak izlerinizi bir puzzle gibi önüne seriyor. Vicdan yok. Sezgi yok. “Ama” diye başlayan cümleler yok. Sadece olasılıklar, yüzdeler ve ihtimaller var.
***
İşte tam burada insanın içi ürperiyor.
Çünkü adalet dediğimiz şey yalnızca doğruyu bulmak mıdır, yoksa doğruya yaklaşırken insan kalabilmek midir? Bir hâkimin gözünde bazen bir tereddüt görürsünüz. Bazen bir duraksama. Bazen bir bakış, bir nefes, bir suskunluk… Bunlar dosyada yazmaz ama kararın kaderini değiştirir. Peki yapay zekâ tereddüt eder mi? Şüphe duyar mı? Merhamet gösterir mi?
Film bu soruları bağırarak sormuyor. Daha tehlikelisini yapıyor: Sessizce masanın ortasına bırakıyor.
Bugün gazetecilikte yapay zekâdan faydalanıyoruz. Haberi hızlandırıyor, veriyi toparlıyor, hatta bazen başlık öneriyor. Sağlıkta kullanılıyor, sanayide kullanılıyor, bankacılıkta kullanılıyor. Hayatın her yerinde. Şimdi soruyu dürüstçe sormak lazım: Adalet bundan ayrı kalabilir mi?
“Daha çok erken” diyenler olacaktır. Evet, bugün için erken. Ama dün için de internet erken gelmişti. Sosyal medya hayaldi. Akıllı telefon gereksizdi. Bugün onsuz bir gün bile düşünemiyoruz.
Belki 20 yıl sonra, belki 30… Belki biz görmeyiz ama çocuklarımız görür. Bir mahkeme salonunda insan hâkim yerine bir algoritmanın karar verdiği günü. Ve o gün geldiğinde tek mesele teknoloji olmayacak. Asıl mesele şu olacak:
İnsan, adaleti insandan alıp makineye verirken, vicdanı nereye koyacak?
***
Mercy filminin asıl başarısı burada. Aksiyonuyla değil, teknolojisiyle değil… Bizi koltuğumuzda rahatsız etmesiyle. “Olur mu canım” dediğimiz şeyleri, “ya olursa” noktasına getirmesiyle.
Film bittiğinde salondan çıkarken aklımdan şunlar geçti:
“Geleceğin adaletinde hız olabilir, kusursuz veri olabilir…
Ama ya merhamet yoksa?”
İşte asıl korkutucu olan da bu.
Günümüz şartlarında adaleti ararken bir de…
Bu filmi avukat arkadaşların, hukukçu arkadaşların da izlemesini öneririm.
Onların yorumlarını gerçekten çok merak ediyorum.
Eminim ki onlardan çok farklı görüşler gelecektir.
Adalet sisteminde yapay zeka bakalım bizlere nasıl yansıyacak.
Hatta Kocaeli Barosu tarafından bu konuyla ilgili bir konferans düzenlenirse katılmak isterim.
Adalet ve merhametin hiç eksik olmaması dileği ile…
