Sosyolog Nuray Savcı Güçlü'nün Köşe Yazısı
Her toplum kendi meyvesini verir. Zaman içinde oluşan tohumları görmek ise marifettir. Hiçbir olayın Sonucu öyle bir anda ortaya çıkmaz, gerçeği kavrayabilmek için zaman yumağını geriye doğru açmak, her yerde biraz durmak, her şeyin neyi, nasıl etkilediğini görmek, incelemek gerekir.
Dünü bilmeden bugünü anlayamayız, bugünü anlayamaz isek yarına yönelemeyiz.
Geçmişin tanımlanmasındaki egemen duruş; kimliklerin inşaası ve geleceğin yapılandırılmasında ki temel dinamiklerin harekete geçirilmesidir.
Kendi tarihselliğimiz içerisinde rekabeti yoğun bir şekilde yaşadığımız, batı medeniyetidir.
Batı için, tüm dünyadaki egemenlik kurgusu batı tarihi ve Avrupa merkezli dünya anlayışına dayanır. Bir çeşit AVROMEGOLAMANİ olan bu anlayışa göre tek yaşanmış tarih batı tarihidir ve tüm dinamikler, batı ile ilişkilendirildiğinde bir anlam kazanır.
Doğu toplumları ise pasif, durağan ve etkisi olmayan elemanlardır.
Avrupa ırkmerkezciliğinin tavan yaptığı Batı zihniyeti nde geçmişin değerlendirilmesinden çok, geleceğin kurgulanması yatar.
Batı için Turuva Savaşları büyük önem arz etmektedir. Çünkü bu savaşlar, batının kimlik,gelecek kurgusuna yönelik planını şekillendirdikleri, tarihsel bir referans işlevi görmektedir.
Peki Turuva’yı böylesine anlamlı kılan nedir?
Doğu-batı karşıtlığının oluşumundaki başrol bu savaşa aittir. Batı için düşman öteki konumunda olan doğu,fikirleri,hayalleri,kişiliği ve deneyleri ile kontrastlar yaratarak Batı’nın tarifini kolaylaştırmaktadır.
Doğu-batı çatışmasının ve karşıtlığının varlık sebebi olan Turuva savaşlarına yüklenen anlam, bugün Türk İslam kimliğinde yerini bulmakta ve tüm olumsuz durumlar için bir sembole dönüşmektedir.
Avromegolaman zihniyette; Batının emperyalist politikalarının önündeki en büyük engel olarak gördükleri Türkleri, Şark meselesi kapsamında sonlandırma çalışmalarının kesin ve sona yaklaşıldığı durak ise Çanakkale’dir.
Çanakkale,Turuva Savaşları benzerlikleri ve yüklenen derin anlamlari ile adeta tarihsel süreklilik addetmektedirler. Düşman ötekiyi temsil etmenin doruğundaki müslüman Türkleri tarih sahnesinden silmek için 18 Mart 1915 te saldırıya geçen müttefik donanmasının en güçlü savaş zırhlılarından birisi olan AGEMEMNON zırhlısı üç bin yıl önceki AKHA ordusu başkomutanın adını taşımaktadır.
Agememnon zırhlısının Çanakkale Savaşına dahil edilmesinin askeri öneminden çok daha derin anlamlar taşıdığı kuşku götürmeyen gerçeklik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Hatta 1.Dünya Savaşı sonrasında imzaladığımız Mondros Ateşkes antlaşması ile Mondros limanında demirlenmiş olan Agememnon zırhlısında imzalanmıştır. Bu zırhlıda Mondros’u imzalamalarındaki ısrarlarını aynı ruh ikliminde görmekteyiz. Turnuvada yendik, şimdi de yendik.
Bizler için 20. yüzyıl başları çok gri çok kasvetlidir. Ama yine bizler de biliyoruz ki; soğuk olacak ki sıcak, karanlık olacak ki aydınlık, kötülük olacak ki iyilik anlaşılsın.
Balkan savaşlarında siyasetin kirliliği ile savaşmadan mağlup olan Ordu, Çanakkale’de birlik ve beraberlik ruhu ile tam manasıyla zafere ulaşmıştı. Conkbayırında, Anafartalar da, Seddülbahir de,Kirte de Sakarya’nın müjdesi verilmiş, Kilitbahir’den Kanlısırt’a bir nefes üflenmiş, Milli Mücedelenin önsözü Çanakkale’de ilan edilmiştir.
Ergenekon’da dağları aralayan, Malazgirt’te Anadolu’yu yurt yapan, İstanbul’da çağ açan, çağ kapatan kutlu ruh, Çanakkale’de Cevat Paşa ile yüzbaşı Hakkı ile Seyit onbaşı ile Yahya Çavuş ile Alman komutandan komutanlığı alana kadar yenilmiş olan ordumuza komuta eden “YETİŞ YA MUHAMMED ÜMMETİN KIRILIYOR” diyen Mustafa Kemal ile tekrar vücut bulmuştur.
Temelinde birlik ve beraberlik, özünde bağımsızlık sevdası olan, gücünü imandan alıp, yalnızca Allah’a teslim olan, hamurunda Türk’ün kuvvet ve kudretini bulunduran Çanakkale ruhu, vatan topraklarımızı tüm emperyalist dünyaya dar etmiştir.
Hz. Muhammed “ Bir kimse ne için yaratılmışsa o şey ona kolaylaştırılmıştır.” der. Biz Türkler dünya literatürüne “asker millet” olarak girmişiz. Gen kodlarımızda taşıdığımız, bağımsız yaşama arzusu, siyasi ve askeri eylem planlarımızı oluşturur.
20. yüzyıl başındaki Ortadoğu enerji denkleminde belirleyici ve yönlendirici unsur olma çabalarının başlattığı olumsuz atmosferden, yenilmişlik psikozundan, Çanakkale savaşlarındaki dini ve milli duyguların ortaya koyduğu yüksek motivasyon unsurları ile çıkılmıştır.
Günümüzde yapılan bir sosyal psikoloji deneyinde denekler arasında manevi cümleler kurularak iletişime geçilen grup üyelerinin daha paylaşımcı ve karar mekanizmaları çok daha hızlı harekete geçen bireyler olduğu görülmüştür.
Çanakkale’de azraile hoşgeldin dercesine şehadete koşan kahraman evlatlarını, kurban misali Kını ağlayarak cepheye uğurlayan anaların, evlendikten üç gün sonra eşini cepheye uğurlayan Şems ninelerin yıllar sonra ABD’de tedavi gördüğü hastanede, Çanakkale gazisi bir Anzaklı’nın İslamla tanışarak vefat eden Anzaklı Ömer’in, annesinin karnında yedi aylıkken babasını hiç görmeyen Cevat dedelerin zaferidir. Bizim zaferimizdir.
Bedr’in aslanları kadar şanlı olanlar ölümü öldüren sonsuzluğa dirilenler.
vatan için serden geçenler, yedi Kandilli Süreyya’yı diksek başınıza yinede bir şey yapabildik diyemeyiz hatırana.