ABD, 2025–2030 Beslenme Rehberi’ni yayımladı ve beslenme politikalarında önemli bir yön değişikliğine gitti. Ultra işlenmiş gıdalar açıkça sınırlandırıldı, gerçek ve sade gıdalar merkeze alındı. Protein, süt ürünleri, sebze ve meyveler yeniden beslenmenin temeli olarak tanımlandı.
Bu gelişme ilk bakışta Amerika’yı ilgilendiriyor gibi görünebilir. Oysa rehberin satır aralarında, Türkiye için de çok tanıdık bir hikâye var.
Biz zaten bunu biliyorduk… ama unuttuk
Yoğurt, ayran, zeytinyağı, kuru baklagiller, yumurta, sebze yemekleri, evde pişen tencere yemekleri…
Aslında yeni Amerikan rehberinde “yenilik” gibi sunulan pek çok öneri, Anadolu mutfağının temelini oluşturuyor.
Sorun şu ki; biz bu beslenme kültüründen giderek uzaklaştık.
Hazır gıdalar, paketli atıştırmalıklar, dışarıdan söylenen yemekler ve şekerli içecekler artık sofralarımızın düzenli misafiri.
Ultra işlenmiş gıdalar: Ortak problem
ABD rehberinde özellikle vurgulanan “ultra işlenmiş gıdalar”, Türkiye’de de hızla artan obezite, diyabet ve sindirim sorunlarının başlıca nedenleri arasında. Paketli kekler, bisküviler, şekerli içecekler, hazır soslar ve rafine unlu ürünler; hem kalori hem de metabolik yük açısından ciddi risk taşıyor.
Bu noktada rehberin verdiği mesaj evrensel:
Sorun yağ ya da karbonhidrat değil, gıdanın ne kadar işlendiği.
Yoğurt düşmanlığı, yağ korkusu ve light yanılgısı
Uzun yıllar boyunca “yağdan kaçınma” söylemi, Türkiye’de de karşılık buldu. Tam yağlı yoğurt yerine light ürünler, tereyağı yerine margarin, doğal peynir yerine işlenmiş alternatifler tercih edildi.
Yeni rehber ise bu yaklaşımı sorguluyor. İlave şeker içermeyen, sade ve gerçek süt ürünleri; protein ve mineral içeriğiyle sağlıklı beslenmenin bir parçası olarak yeniden tanımlanıyor.
Aslında bu da bize yabancı değil.
Yoğurt, tarih boyunca bu topraklarda hem besin hem şifa kaynağı olarak görülmüştür.
Kalori değil, denge
ABD’nin yeni rehberi kalori sayımından çok, gıda kalitesine odaklanıyor. Bu bakış açısı, Türk mutfağına da oldukça uygun. Zeytinyağlı sebzeler, kuru fasulye, mercimek, balık, yoğurt ve mevsim meyveleriyle kurulan dengeli bir tabak; zaten sürdürülebilir bir sağlıklı beslenme modeli sunuyor.
Belki de bu rehber bize şunu hatırlatıyor:
İleri gitmek için bazen geriye, kendi mutfağımıza bakmak gerekiyor.
ABD’nin yeni beslenme rehberi bir devrimden çok, bir hatırlatma niteliğinde.
Daha karmaşık diyetlere değil, daha sade tabaklara ihtiyacımız var.
Soru şu:
Biz kendi beslenme kültürümüze ne zaman geri döneceğiz!