Merhaba sevgili okurlar,

Umarım bu satırları okuduğunuz günlerde hayatınız mükemmel olmasa bile, sağlığınıza, ruhunuza ve kendinize gereken özeni göstermeye devam ediyorsunuzdur. Çünkü hayatın içinde her şey istediğimiz gibi gitmeyebilir; ancak kendimize gösterdiğimiz özen, her zaman bizim elimizdedir.

Yılın her dönemi bende hep farklı bir yeri olmuştur. Sadece bir yılın son ayı olduğu için değil; durup düşündüğüm, sadeleştiğim ve içime döndüğüm bir zaman dilimi olduğu için...

Bir yılı daha yarıladık ve kendime "Geçmişi tamamen geride bırakmalıyım." demekten çok, şu soruları sorarım:

  • Bu yıl şu ana kadar bana ne öğretti?
  • Neleri hayata geçirebildim, neleri erteledim?
  • Sağlığım için gerçekten elimden geleni yaptım mı?
  • Her günün kıymetini bildim mi?
  • Şükretmeyi sadece zor günlerde değil, güzel anlarda da hatırlayabildim mi?

Bazen sabah ilk adımımı yere bastığımda, gökyüzüne baktığımda ya da acı çekmeden yürüyebildiğimi fark ettiğimde şükrediyorum. Çünkü uzun yıllar sağlıkla mücadele etmiş biri olarak biliyorum ki, insan çoğu zaman sahip olduklarının değerini onları kaybetme korkusuyla anlıyor.

En büyük şükrüm ise kızımla geçirdiğim zamanlar... Onun gözlerindeki mutluluğu görebilmek, bana hayatta kurulan en güçlü bağın sevgi olduğunu her defasında yeniden hatırlatıyor.

Hayat bana birçok şey öğretti. Belki de en önemlisi şu oldu:

Geç kalmadan, hayatınızda size yük olan şeyleri fark edin.

Bazen bu bir alışkanlık olur...
Bazen kırgınlık...
Bazen suçluluk...
Bazen de yıllardır taşıdığınız ama artık size ait olmayan bir yük...

Sonra cesaretle kendinize şu soruları sorun:

Ben gerçekten nasıl bir insanım?

Neden değişmek istediğim halde aynı yerde kalıyorum?

Sağlığım için bugün neyi daha iyi yapabilirim?

Kendimi gerçekten seviyor muyum?

Bu soruların cevapları kolay değildir. Ama insanın kendini tanıması, hayatındaki en değerli yolculuktur.

Bir başka konu ise aile...

Çocuklarımız, anne babamız, kardeşlerimiz...

Hayatımız boyunca çoğu zaman veren taraf olmaya çalışıyoruz. Fakat bazen fark etmeden sevdiklerimizi korumak isterken onları kendimize bağımlı hâle getirebiliyoruz.

Daha da önemlisi, kendi çocukluğumuzda yaşadığımız sevgisizlikleri, kırgınlıkları ve eksiklikleri farkında olmadan çocuklarımıza taşıyabiliyoruz.

İşte gerçek değişim tam da burada başlıyor.

Geçmişi inkâr ederek değil...

Onu anlayarak...

Onunla barışarak...

Ben yıllardır kendime bir mektup yazarım.

Bazen yılın ortasında bazen yılın sonunda o mektubu yeniden açar ve okurum.

"Merhaba Murat...

Geçen yıl bunları yazmıştın.

Hangilerini gerçekleştirdin?

Hangilerinde vazgeçtin?

Hangilerinde sabırlı olmayı başarabildin?"

Bu mektuplar bana tek bir gerçeği hatırlatıyor:

Hayatta her şey bizim kontrolümüzde değildir.

İş hayatında...

Aile içinde...

Sağlıkta...

İnsan elinden gelenin en iyisini yapabilir ama sonucu her zaman belirleyemez.

İşte tam bu noktada sabır devreye girer.

Sabır, beklemek değildir.

Sabır; elinden geleni yaptıktan sonra sonucu kabullenebilecek olgunluğu gösterebilmektir.

Çünkü bazen hayatın direksiyonunda siz olmazsınız.

Bazen başkasının vicdanı...

Merhameti...

Adaleti...

Karar verir.

İşte o zaman insanın içinde öfke, kırgınlık, çaresizlik ve hüzün büyümeye başlar.

Bu duyguları tanımayı öğrenmezsek, zamanla sadece ruhumuzu değil, bedenimizi de yormaya başlarlar.

Bu yüzden savaşmanız gereken her savaşı vermek zorunda değilsiniz.

Bazen en büyük güç, gereksiz mücadeleyi bırakabilmektir.

Yıllar sonra dönüp kendinize sadece şunu söyleyebilmeniz yeterlidir:

"Ben o günün şartlarında elimden gelenin en iyisini yaptım."

İnanın bana...

İnsan kendine bundan daha büyük bir hediye veremez.

Artık kendinizi geçmişin acılarıyla cezalandırmayın.

Gözlerinizi kapatın.

Yıllar önceki hâlinizi düşünün.

O çocuğa yaklaşın.

Ona sarılın.

Ve söyleyin:

"Artık yalnız değilsin. Ben senin yanındayım."

İnsan önce kendi içindeki çocuğu iyileştirmeden, dışarıdaki hiçbir başarıyla tam anlamıyla mutlu olamıyor.

Ben her yıl aynı hedefi yazarım:

"Hollandacamı ve İngilizcemi geliştireceğim."

Her yıl istediğim kadar ilerleyemediğimi görünce önce kendime kızarım.

Sonra gülümseyerek şunu söylerim:

"Tamam Murat... Bu yıl biraz daha disiplinli olacağız."

Ama değişmeyen tek hedefim sağlığım olur.

Yürüyüş...

Spor...

Egzersiz...

Hobiler...

Çünkü sağlık ertelenebilecek bir konu değildir.

Emekli olabilirsiniz.

Uzun yıllar hastalık yaşamış olabilirsiniz.

Hayat sizi yormuş olabilir.

Ama lütfen hayatınızı "hastalık konforuna" teslim etmeyin.

Bunu yaşamış biri olarak söylüyorum.

İnsan fark etmeden sadece hastalığını konuşmaya, sadece onu düşünmeye ve sonunda sadece onunla yaşamaya başlıyor.

Oysa yaşam bundan çok daha fazlası.

Bir fincan kahve...

Dinlediğiniz güzel bir müzik...

Kısa bir yürüyüş...

Yeni bir kitap...

Yeni insanlar...

Küçük mutluluklar, büyük iyileşmelerin başlangıcı olabilir.

Çünkü mutluluk kapınızı çalıp içeri girmez.

Siz ona doğru yürüdüğünüzde, o size eşlik etmeye başlar.

Size içtenlikle bir şey söylemek istiyorum.

Ben kendimi çok geç tanıdım.

"Hayır" demeyi...

Kendime değer vermeyi...

Alma ve verme dengesini kurmayı...

Ancak ellili yaşlarımda öğrenmeye başladım.

Yaklaşık altı yıldır bu okulun öğrencisiyim.

Geçen gün bu mektuplardan birini alıp okuyuncada size tekrar yazmanın gücünü ve içerdeki yaraları iyileştirmesini hatırlatmak istedim.

2019 yılında kendime yazdığım mektubun son cümlesini bugün hâlâ saklıyorum:

"Murat, merak etme. Bundan sonra bu yolculukta seni yalnız bırakmayacağım."

Hayat yine zorluklar çıkardı.

Hâlâ çıkarıyor.

Ama bugün biliyorum ki terazinin diğer kefesine sevgiyi, umudu, dostluğu, ailemi ve öğrendiklerimi koyunca denge yeniden kuruluyor.

Çocuk Murat artık karanlıkta değil.

Olgun Murat'ın yanında, güvende.

Yeni bir yılın eşiğinde hepimize küçük bir dileğim var:

Geçmişi yük olarak değil, öğretmen olarak hatırlayalım.

Duygularımızı tanımaktan korkmayalım.

Sağlığımızı ertelemeyelim.

Kendimize daha şefkatli davranalım.

Ve yeni yıla sadece takvim değişiyor diye değil, bakış açımız değişsin diye girelim.

Ben 2027'ye şöyle sesleniyorum:

"Seni tüm kalbimle karşılamaya hazırım.

Sen de gelirken bize sağlık, huzur, umut ve cesaret getir."

Bu yazıyı bitirirken hayat yolculuğumda iz bırakan insanlara gönülden teşekkür etmek istiyorum.

Rahmetli Doğan Cüceloğlu'na...

Değerli hocam Nurdan Arkış'a...

Gülseren Budayıcıoğlu'nun eserlerine...

Kıymetli psikiyatristlerim Aynur Bayram ve Emel Hocama...

Hayatıma güç veren güzel kızıma...

Ve her zaman yanımda yürüyen sevgili eşime...

İyi ki varsınız.

Her günün hepimize sağlık, sabır, farkındalık ve yüreğimizi hafifleten güzel başlangıçlar getirmesi dileğiyle...

Sevgiyle kalın.