Buradaki affetmek; kesinlikle tekrar hayatına dahil etmek değildir.
Affetmek; öfke ve kin beslememektir.
Sınır koyarak, mesafeyi koruyarak, kendi ruhsal sağlığını önceleyerek yoluna devam edebilmektir.
Kişisel gelişim adı altında son zamanlarda pompalanan tehlikeli bir yaklaşım var:
“Affet ve özgürleş.”
“Affet, iyileş.”
“Affetmezsen iyileşemezsin.”
Peki bu psikoloji, bu bilimsel açıdan ne kadar doğru?
Her kişi ve her olay kendine özgüdür. İnsanlara nefret duymak elbette yorucudur ve ruhsal olarak zarar vericidir; bunu inkâr edemeyiz. Ancak travma yaşamış bir kişinin kendisine zarar vereni affetmesi mümkün müdür? Daha da önemlisi, affetmesi gerekir mi?
İşkence görmüş bir insan failini affedebilir mi? Ya da affetmeli midir?
Öncelikle şunu net söylemek gerekir: Kimse kimseyi affetmek zorunda değildir.
İyileşmenin ön koşulu affetmek değildir.
Bir benzetme yapacak olursak; sizi zehirli bir yılan soktuysa, iyileşmenizi sağlayan şey zehri çıkarıp hastaneye gitmektir. Yılanı bulup öldürmek sizi iyileştirmez.
Yani odağınızı “Bu bana niye yapıldı?”, “Bunun intikamını almalıyım” düşüncelerine vermek yerine kendi yaralarınızı sarmaya ve iyileşmeye yönelmek, travma sonrası çok daha hızlı ve olumlu bir etki yaratır.
Kendinizi iyileştirdikçe içinizdeki nefretin, kinin, öfkenin ve hatta zarar verme isteğinin giderek azaldığını fark edersiniz. Ve sonrasında kendi yolunuza devam etmeyi seçmeniz oldukça olasıdır.
Neticeye gelirsek: Affetmek bir iyileşme nedeni değildir.
“Affedersen iyileşirsin” diyemeyiz.
Ama iyileştikten sonra, bir sonuç olarak affetmeniz mümkündür.
Sevgiyle korun.