Son zamanlarda birçok kişinin konuştuğu bir konu bu.
Sosyal medyada, televizyonda, aile sohbetlerinde sıkça duyuyoruz:
“Netflix eşcinselliği artırıyor.”
Aslında bu düşünce yeni değil. Ama doğru da değil.
Eşcinsellik sonradan öğrenilen, özenilen ya da seçilen bir şey değildir.
Hiçbirimiz heteroseksüel olmayı seçmedik.
Eşcinsel bireyler de eşcinsel olmayı seçmedi.
Bu sadece kişilerin kim olduklarını zamanla fark etmeleriyle ilgilidir.
Bu konuyu yıllar önce bilim de netleştirdi.
Amerikan Psikiyatri Derneği (APA), bir dönem eşcinselliği hastalık olarak görüyordu.
Sonra bunun yanlış olduğunu kabul etti.
Bir ara “tercih” denildi ama bu da gerçeği açıklamıyordu.
Çünkü kimse cinsel yönelimini bilinçli olarak seçmiyordu.
Bugün bilim şunu söylüyor:
Eşcinsellik bir yönelimdir.
Yani insanın içinde olan, bastırılsa da değişmeyen bir durumdur.
“Peki çevre etkili mi?” sorusu sıkça soruluyor.
Buna çok çarpıcı bir örnek var.
Bebekken yaşanan bir kazayla cinsel organını kaybeden bir çocuk,
“nasıl yetiştirirsek öyle olur” düşüncesiyle kız olarak büyütülüyor.
Kadın cinsel organı yapılıyor, kız kimliğiyle yetiştiriliyor.
Ama büyüdüğünde kendini hiç kadın gibi hissetmiyor.
Ve yıllar sonra şunu söylüyor:
“Ben erkeğim.”
Ne ameliyatlar,
Ne aile,
Ne çevre…
Hiçbiri kişinin içinden gelen kimliği değiştiremiyor.
İşte bu yüzden Netflix de kimseyi eşcinsel yapamaz.
Diziler de yapamaz.
Eşcinsellik yeni bir şey değil.
Hayvanlarda bile var.
Yüzyıllardır var.
Eskiden insanlar bunu gizlemek zorundaydı.
Şimdi ise bazıları konuşabiliyor.
Artan eşcinsellik değil.
Artan görünürlük.
Netflix eşcinselliği artırmıyor.
Sadece zaten var olan insanları daha görünür hale getiriyor.