Bugün açıklanan rakamlar artık sadece ekonomik bir veri değil, toplumsal bir teşhirdir. Kira artış oranı hiç gecikmeden, hiç budanmadan, hiç tartışılmadan yükseldi. Memur zammı eridi. Emekli zammı ise baştan yok hükmünde sayıldı. Aynı ülke, aynı enflasyon, ama üç farklı muamele.

Bu bir kriz değil, bu bilerek kurulmuş bir düzen.

Kira artışında enflasyon dokunulmazdır. Hesap nettir, uygulanır, tartışılmaz. Ev sahibinin geliri “hak”tır, korunur. Ama konu memura gelince aynı enflasyon esner, küçülür, budanır. Emekliye gelince ise neredeyse yok sayılır. Sanki emekli bu ülkede yaşamıyor, sanki markete gitmiyor, sanki kira ödemiyor.

Memura zam verdik diyorlar.
Emekliyi koruduk diyorlar.

Gerçek mi?
Hayır. Bu düpedüz makyajlı yoksullaştırmadır.

Bugün açıklanan kira artış oranı, memurun aldığı zammı tek kalemde silmiştir. Emeklinin aldığı artışı ise daha maaş yatmadan anlamsızlaştırmıştır. Emekli ay sonunu değil, ayın ortasını bile göremiyor. Ama tablolar hâlâ “başarılı”.

Bir öğretmen sınıfta gelecek anlatıyor ama kendi geleceği ipotek altında.
Bir hemşire insanları hayatta tutuyor ama kendi yaşam mücadelesini veriyor.
Bir emekli ömrünü bu devlete vermiş, bugün torununa harçlık vermeyi değil, pazarda poşet doldurmayı hayal ediyor.

Sonra çıkıp “sabır” diyorlar.
Sabır artık bir erdem değil, dayatmadır.

Bu ülkede fedakârlık adil dağılmıyor. Hep aynı omuzlara yükleniyor. Ev sahibine piyasa, yatırım, kazanç konuşuluyor; memura ve emekliye kader anlatılıyor. Bu açık bir sınıfsal tercihtir.

Bu artık geçim sıkıntısı değil, geçinememe politikasıdır.

Çünkü kimse bana aynı enflasyonun kiraya tam, memura eksik, emekliye kırpılmış uygulanmasını zorunluluk diye anlatamaz. Bu bilinçli bir karardır. Kimin rahat yaşayacağına, kimin idare edeceğine karar verilmiştir.

Rakamlar yükseliyor.
Kira yükseliyor.
Ama memurun alım gücü düşüyor, emeklinin yaşam alanı yok oluyor.

Adalet mi?
O çoktan tablonun dışına itilmiş durumda.

Bugün kira arttı.
Memur zammı yetmedi.
Emekli yine unutuldu.

Ve artık kimse bu tabloya “normal” demesin.
Bu bir ekonomik denge değil, toplumsal bir çöküştür.