Çetin Çıldır'ın Köşe Yazısı
Necip Fazıl hem ülkücü camia hem de milli görüş camiasını derinden etkilemiştir.
Şiirleri, kitapları ve konferansları ile her iki camia açısından da değerlidir ve önemlidir.
1980 öncesinin hararetli yıllarında her iki camiada da Ayasofya ateşini yakan önemli isimlerden biridir üstad. Son dönemlerde yeniden ateşlenen Ayasofya tartışmalarına üstadı anmadan başlamak olmaz.
Ayasofya o günleri yaşayan ve bu iki camiaya mensup her insanın içinde yanan ateştir. Tabii ki bu camialara mensup olmamasına rağmen bu duyguyu en az onlar kadar taşıyan çok miktarda insana da rastlamak mümkündür.
Özetle bu ülkenin az sayıda bir bölümü hariç büyük bir kısmının Ayasofya hassasiyeti mevcuttur. Bu insanlar açısından Ayasofyanın açılması ülkenin ayağa kalktığının ve siyasi bağımsızlığını kazandığının en önemli delilidir.
O az sayıda insanın ortak özelliği ise bu topraklara ait hiçbir hassasiyetlerinin olmamasıdır.
Onların kutsalları batıya ait değerlerdir.
Oktay Sinanoğlu'nun beyanı ile her ülkede medeniyeti bağdat caddesinde köpek gezdirmek sanan böyle bir zümre üretilmiştir. Bu zümrenin Ayasofya meselesini sade bir cami ilavesi olarak görmesi ve ha bir eksik ha bir fazla cami ne gerek var kutsal ! batı camiası ile karşı karşıya gelmeye şeklinde bakması bizim için sıradandır.
Aksi davranış bizi derin bir şaşkınlığa sürükleyecektir. Bu kesimin Ayasofya meselesini bir oy meselesi olarak anlaması , siyasi hesap sanması da son derece normaldir. Bu camialar açısından Ayasofya siyasi hesapların çok ötesindedir.
Ayasofya fethin sembolüdür, fethedenin emanetidir.
Fetheden vakfetmiş cami yapmış ve ilk namazı kıldırmıştır. Vâkıf senedinde cami olarak kullanılması ve değiştirene bedduası mevcuttur. Miras hukuku ve Atatürkün vasiyeti üzerinden Is Bankası meselesine bakan zümrenin Ayasofya eleştirileri manidardir ama normaldir.
Benim şaşırdığım varsa hâlâ buna şaşıran kitleler.
Fethin yıldönümünde Ayasofyada okunan fetih suresi ile başlayan sürecin ne anlama geldiğini anlayan herkes anlamıştır. Abd ve Yunanistan 'ın mesaji aldığını görüyoruz. Diğerleri de konuya dalmak için sıralarını bekliyorlar. Yunan tarafının açıklamalarını bu ülkede ciddiye alan bir kişi bile bulmak son derece zordur. Abd ise son dönemlerde sürekli dans ettiğimiz bir ülke haline geldi.
Ne kimseyi küçük görürüz ne de olduğundan büyük. Artık alışmaları gereken şey bu ülkenin kendi kararlarını verme iradesidir. Suriye ve Libya sonrası dış müdahalelerle yön tayinindeki zorlukları anlamışlardır. Ayasofya bu ülke sınırları içindedir ve bu milletin iradesindedir. Bu irade de eninde yada sonunda tecelli edecektir.
SON SÖZ
Ülke meselelerine ilgi duymaya başladığım tarihten bu güne üç hayalim oldu. Birincisi savunma sanayiinde kendine yeten bir ülke ki bu konuda son yıllarda atılan adımlarla önemli mesafe kaydedildi. Ikincisi ekonomik olarak ayaklarının üzerinde durabilen ülke bu konuda yol alınsa da çok eksiğimiz var henüz. Sonuncusu ancak bu ikisi olduğunda yapılabileceğini düşündüğüm Ayasofyanın ibadete açılması. Yüz yılına yaklaşan son devletimizin yüz yılda yaşadığı darbeler muhtıralar ekonomik krizler terör ve ihanetlere rağmen geldiği yer önemlidir. Bu yüz yılın yarıdan fazlasını yaşayan bizim neslin önemli bölümünün ortak hayalleridir yukarda yazdıklarım. Ayasofyanın müze yapılması nasıl siyasi bir kararsa ibadete açılması da siyasi bir karardır zamanlamasını da siyaset yapacaktır. Bizim için önemli olan Sultanahmette sabah namazı sonrası Ayasofyada cuma namazı kılmaktır. Bunu gerçekleştiren kimse ona hayır dua ederiz. Umarım üstat Necip Fazılın deyimiyle gözyaşları içinde kılınan cuma namazı ile açılacak Ayasofyanın bir kenarında biz de oturup ağlayabiliriz. Allah bu millete de devletine de bu günü inşallah göstersin. Sonrası mı nasılsa uslu durunca da durmayan devletler bu konuda da karşıda olacaklardır. En fazla birkaç bin tır fazla silah gönderirler. O silahları da bizim çocuklar toplayıp getirirler. Türk devleti varolsun ve daim olsun...
VESSELAM...