Ahmet AKÇAALAN'ın Köşe Yazısı

Dün bir köşe yazdım,

Aman Allah’ım diyorum…

Ben böyle bir tepki mesleğimde görmedim.

Yav bu kentte ne büyük ihanetler yapıldı,

Ne büyük yanlışlar yapıldı,

Kimse olaylara böyle tepki veremedi, vermedi.

Bir soru sorduk ortalık ayaklandı.

Çok olumlu tepkiler kadar, eleştiren oldu.

Hepsine saygım var.

Eleştiri aldıkça kendimizi güncelleyeceğiz.

42 bin kişi köşe yazımızı okumuş…

Kocaeli Artvin Batum Havalisi Dernekleri Federasyonu (KARBAFED) Başkanı değerli abim Mikail Kalyoncu haklıymış, bu şehirde müthiş bir potansiyelleri var.

Bizler de görmüş olduk.

Kabul ediyorum hakkeden çok güçlülermiş…

Hepinizi kutluyor ve tebrik ediyorum.

Sorumun cevabını kendim aldım.

Ancak yazımızdan hiç olmayacak teorim çıkartanlar olmuş….

*Bu yazıyı kasıtlı olarak birileri Mehmet Ellibeş üzerine yıkmaya çalışıyor. Neden çünkü Ak Parti il kongresi geliyormuş…

*Neymiş kongre öncesi Mehmet Ellibeş’i hedefe koymuşuz.

*Neymiş Ak Parti içerisinden birileri bu yazıyı yazdırmış.

*Neymiş Mehmet Ellibeş’e haksızlık yapmışım…

Bu şehirde Mehmet Ellibeş il başkanı olmalı diyen açık açık yazan tek gazeteciyim. Bunu yazdım diye bazı Ak Partililerle aram dahi açıldı. Süreç başlamadan canlı yayında “Ellibeş’e hayırlı olsun” diyen gazeteci benim.

Danışmalarla “Mehmet Ellibeş, partiye öz eleştiri kültürünü getirerek fabrika ayarlarına döndürüyor” yazım orada duruyor.

Bu analizlerimi yazarken kimseden alkış beklemiyorsam, dün ki yazım sonrası da kimseden övgü beklemiyorum.

Bir şehirde 5 makamda ki Gürcü ise bu soru sorulur kardeşim…

Kim ne der, ne diyecek diye bakan namerttir.

Hepsi Trabzonlu olsa, hepsi Gümüşhaneli olsa yine aynı soruyu sorardım…

Sonra aklıma Nasrettin Hoca’nın hikayesi geldi;

Hoca merhum, oğlu ile bir köye gidiyormuş. Oğlunu eşeğe bindirmiş. Bazı kimseler görüp:

— Hey gidi zamane gençleri, ağzının ilmiyle şu ihtiyar babasını yayan yürütüyor da kendisi rahat rahat eşeğe binip gidiyor, demişler.

Çocuk:

— Bak baba! sana ısrar etmedim mi? Haydi artık daha ziyade inat etme, şu eşeğe bin, demiş.

Hoca eşeğe binmiş. Biraz gitmişler. Bir kaç kişi tesadüf edip:

— Ayol senin kemiğin kartlaşmış, hem işte geldin işte gidiyorsun. Bu taze fidanı bu kadar zahmete koşup da kavurmak layık mı? derler.

Hoca tutar, çocuğu da arkasına bindirir. Birkaç adım gider gitmez, bir bölük herze-vekile daha tesadüf ederler. Bunlar da bakıp:

— Amma insafsızlık ha! Bir eşekçiğe iki kişi birden biner de uzun yola gider mi? Bakın şu herife, hoca da olacak! derler.

Hoca artık kızıp eşekten kendi de oğlu da inerler. Önlerine katarlar. Çok geçmez bittesadüf birkaç adama rast gelirler.

— Allah Allah! Bu ne budalalık. Eşek önlerinde bomboş hoplaya sıçraya koşsun da kendileri bu sıcakta toza toprağa bulanarak kan ter içinde yayan yürüsünler. Dünyada ne şaşkın adamlar var!

Dediklerini işitince Hoca oğluna dönerek demiş ki:

— Lakin yahu! Bu halkın dilinden kurtulabilen varsa ona aşkolsun. Ne yaparsan yap, herkesi memnun edemezsin. Sen yalnızca Allah'ı memnun etmeye bak.

İşte bizim meselemiz tam da bu…

Herkes kendi kafasına göre bir şeyler diyor...