Uğur Ulusoy'un Köşe Yazısı...

Soğuk bile durduramadı emeklileri.

Çünkü emeklileri artık soğuk değil, yoksulluk üşütüyor.

Cumartesi akşamı Kocaeli sokaklarında yürüyenler “sağlıklı yaşam” için yürümüyorlardı.

Yürüyenler, hayatta kalmak için yürüyordu.

Yürüyenler, “öl” denilen bir kalabalıktı.

Evet, yanlış okumadınız.

Bu ülkede emekliye artık açık açık “öl” deniyor.

“Bu maaşla geçin” deniyor.

“Geçinemiyorsan çalış” deniyor.

“Çalışırken ölürsen de kader” deniyor.

Emekliye verilen maaş çekirdek parası bile değil.

Bir ayın sonunda kalanla bırak toruna çikolata almayı,

bakkalın önünden geçerken kafanı çeviriyorsun.

Ve insanın aklına şu soru geliyor:

Öl diyenler, mezar taşı kaç para biliyor mu?

Kefenin metresi kaç lira, haberleri var mı?

Artık emekli çalışmazsa ev kirasını ödeyemiyor.

Çalışmazsa pazara çıkamıyor.

Çalışmazsa “yaşlılık” hakkını bile kullanamıyor.

Başkentte emekliler ucuz otel odalarını paylaşıyor.

Yetmeyince ne yapıyorlar biliyor musunuz?

Otobüs terminaline gidiyorlar.

Valizi yastık yapıp,

bankta uyuyup,

soğukta sabahı bekliyorlar.

Bir yanda holdingler…

Bir yanda teşvikler…

Bir yanda tarikatlar…

Bir yanda “şahlandık” nutukları…

Öte yanda AŞTİ’de, otogarlarda sabahlayan emekliler.

Bu tablo kader değil.

Bu tablo bilinçli bir tercih.

***

Cumartesi akşamı Belediye İş Hanı önünde toplanan emekliler Sabri Yalım Parkı’na yürüdü.

Yürüyüşe dernekler vardı, sendikalar vardı,

staj ve çıraklık mağdurları vardı.

Ama en çok öfke vardı.

Sessiz, derin, kemiklere işlemiş bir öfke.

Yürüyüş sonrası konuşmayı organizasyonda büyük emeği olan Selman Kurcan yaptı.

Sessiz, kararlı ve inatçı bir emek mücadelesinin adıdır Selman Kurcan.

Ama aslında alanda konuşan o değildi.

Konuşan, milyonların boğazına düğümlenen cümlelerdi.

“Emeklilik sadaka değildir” dedi.

Evet.

Sadaka değil.

Bu bir hak.

“İnsanca yaşayacak maaş istiyoruz” dedi.

“Parasız sağlık istiyoruz.”

“Sendika hakkı istiyoruz.”

Ve en can alıcı cümle geldi:

Her dört iş cinayetinden biri emekli.

Bu tesadüf değil.

Bu bir düzen.

Bu ülkede emekli olmak suç mu?

Bu ülkede emekli olmak ayıp mı?

Bu ülkede emekli bir insan torununa çikolata alamayacak mı?

***

Bir parantez açacağım.

Bu kentin efsane sendikacısı Bedriye Yıldızeli’ne…

Ameliyat geçirdi.

Ağır bir ortopedik operasyon.

Ama evinde oturup “geçmiş olsun” telefonlarını kabul etmek yerine...

Ayağa kalkar kalkmaz sokakta.

Megafon elinde.

Anons yapıyor.

Heyecan veriyor.

Buz gibi havada,

sıcacık evlerde televizyon karşısında çekirdek çitlemek yerine

sokağa çıkan yüzlerce emeklinin yanında duruyor.

İşte sendikal hafıza budur.

İşte onur budur.

Ve ben de oradaydım.

Söz verdiğim gibi.

O yürüyüşteydim.

***

Bu yazı bir teşekkür yazısı değil.

Bu yazı bir alkış yazısı hiç değil.

Bu yazı bir utanç belgesi.

Emekliler bu ülkenin yükü değil.

Bu ülkenin hafızası.

Ve hafızasını aç bırakan bir ülke,

geleceğini de aç bırakır.

Bu yazı paylaşılsın.

Bu yazı dolaşsın.

Bu yazı rahatsız etsin.

Çünkü artık emeklilerin değil,

utanması gerekenlerin uykusu kaçsın.

------------------

BİRAZ MOLA

Değerli okuyucularım;

Yıllık iznimi kullanmak için biraz mola veriyorum.

Dönüşte yeniden yazılarımla, söyleşilerimle sizlerle olmaya devam edeceğim.

Sağlıklı ve huzurlu günler dileği ile…