Recep ayının en büyük özelliklerinden birisi bu ayın yirmi yedinci gecesinde peygamberimizin Miraca yükselmesidir.(15 ocak perşembeyi cumaya bağlayan gece)İnsanlığa rehber olarak gönderilen bütün peygamberlerin tebliğ görevleri, yaşadıkları zorluklar, kavimleriyle imtihanı, mutlu ve hüzünlü anları, kısacası hayatının her safhası bizler için ibret ve derslerle doludur. Kur’an-ı Kerim’in önemli bir kısmının peygamber kıssalarını ihtiva etmesi bu hikmete mebnidir.
Peygamberlerin sonuncusu olması, bütün insanlığa gönderilmesi ve kıyamete kadar mesajının baki olması gibi ayırıcı vasıflarla özel bir konuma sahip olan Peygamber Efendimizin (s.a.s.) hayatı ise biz ümmeti için müstesna bir değere ve öneme sahiptir. İşte bundan dolayı, siyer ve hadis kitaplarında, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sözleri, davranışları, yaşadığı olaylar, aile hayatı, devlet yönetimi ve kendisine bahşedilen mucizeler, onun ashabı ve onun izinden gidenler tarafından en ince ayrıntısına kadar kaydedilmeye çalışılmıştır.
Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yaşadığı en büyük manevi tecrübelerden biri olan isra ve miraç mucizesi ümmeti için birçok mesaj ve ibret barındıran önemli bir olay olarak kaynaklarımızda yer almaktadır. Miraç gecesini idrak edeceğimiz şu günlerde başından sonuna kadar ibret verici hadiselerle dolu olan bu mucizede yaşanan olaylardan bazılarının bize düşündürdüklerini kısaca anlamaya çalışalım.
Peygamberliğin 11. yılı, miladi takvimin 621 yılında, Recep ayının 27. gecesi, Allah Resulü’nün (s.a.s.) bir gece vakti Kâbe’de bulunan Hicr veya Hatim denilen yerden Kudüs şehrinde bulunan Mescid-i Aksa’ya götürülmesine isra, buradan da özel bir vasıtayla en yüce makama yükseltilmesine de miraç denilmektedir. Bu mucizedeki her bir olay ve sahne, edebî bir anlatımla gözler önüne serilmekte ve sanki müminlerin bu anlatımlar üzerinde tefekkür etmesi beklenmektedir.
Şerh-i (şakk-ı) sadr
İsra ve miraç mucizesi, şerh-i sadr denilen olayla başlamaktadır. Efendimiz gece yolculuğuna çıkmadan önce göğsü manevi bir şekilde açılarak kalbi zemzemle yıkanır ve içine iman ve hikmet doldurulduktan sonra tekrar yerine konulur. (Buhari, Bed’ü’l-Halk 6, Enbiya, 22, 43; Müslim, İman, 264.) Bu olay, Efendimizin, bu mucizevi yolculuğa çıkmadan önce manevi olarak hazırlanması ve normal bir insanın takat ve tahammül sınırlarını aşan görüntüler için kuvve-i maneviyesinin takviye edilmesi anlamı taşır. Aynı zamanda bu olay, erdemli bir insan olma yolunda kemal yolculuğuna çıkmak isteyen müminin öncelikle kalbini dünyevi meşgalelerden arındırıp imanla doldurduktan sonra bu yolculuğa çıkması gerektiğini bize öğretmektedir.
Risalet zincirinin son halkası…
Miraç mucizesini bize aktaran hadisler, Hz. Peygamber’in (s.a.s.) Mescid-i Aksa’da bineğini peygamberlerin hayvanlarını bağladığı yere bağladığını (İbn Hanbel, XIX, 485.), kendisinden önceki peygamberlere namaz kıldırdığını (Müslim, İman, 79.), ayağını diğer peygamberlerin bastığı yere bastığını (İbn Hanbel, II, 528.) ve yücelere doğru olan yolcuğunda bazı peygamberlerle konuştuğunu (Müslim, İman, 79.) bildirmektedir.
İsra ve miraç mucizesi kapsamında rivayet edilen bütün bu anlatılar, aslında bütün peygamberlerin aynı topluluğun bir üyesi olduğunu, hepsinin aynı mesajı taşıdığını ve Resul-i Ekrem’in (s.a.s.) diğer peygamberlerin izinden gittiğini göstermektedir. Allah Resulü’nün peygamberlere imamlık yapması ise İslam’ın kendisinden önceki şeriatları nesh ettiği ve son ilahi din olarak İslam’ın mevcut dinlerin üstünde bir konuma sahip olduğu ve bu açıdan Allah Resulü’nün (s.a.s.) farklı bir konumda olduğu gerçeğine işaret olarak yorumlanabilir.