Yılbaşı Akşamında Beslenme, Denge ve Keyif Üzerine
Takvimler değişirken sofralar kalabalıklaşır, tabaklar biraz daha dolu olur, “yarın bakarız” cümlesi daha sık kurulur. Oysa bu gece, sanıldığı gibi bir kaçamak değil; bedenle ilişkimizi hatırlamak için güzel bir fırsattır.

Yılbaşı sofraları çoğu zaman bolluğu temsil eder. Ama bolluk, her şeyden fazlasıyla yemek anlamına gelmez. Asıl bolluk; seçebilmek, farkında olmak ve keyfi suçlulukla gölgelememektir. Bir tabak, bir gecede yediğimizden çok daha fazlasını anlatır aslında: alışkanlıklarımızı, bedenimizi ne kadar dinlediğimizi ve kendimize nasıl davrandığımızı…

Gün boyu aç kalıp akşamı telafi etmeye çalışmak, yılbaşı gecesinin en büyük tuzaklarından biridir. Aç gelen beden, ölçüyü kaçırır; mide dolar ama tatmin hissi gelmez. Oysa gün içinde dengeli öğünlerle beslenmek, akşam sofrasında hem daha sakin hem de daha keyifli seçimler yapmayı sağlar.

Sofrada her şey olsun ama her şey tabakta olmasın. Sebzeler, zeytinyağlılar, salatalar; sofranın en renkli ve en hafif oyuncuları olsun. Ana yemekte porsiyon büyüklüğü değil, lezzetin tadını çıkarmak ön planda kalsın. Yavaş yemek, sohbet etmek, lokmaların arasına çatalı bırakmak… Bunlar diyet kuralı değil, iyi hissetmenin küçük sırlarıdır.

Tatlıya gelince… Yılbaşı gecesi tatlıdan vazgeçmek gerekmez. Ama tatlıyı gecenin yıldızı değil, keyifli bir kapanışı yapmak yeterlidir. Birkaç kaşıkla mutlu olmak da mümkündür. Aynı şey alkol için de geçerlidir; eşlikçi olsun, başrol değil. Yanına suyu eklemek, bedenin dengesini korur.

Gece bitip yeni yılın ilk saatleri geldiğinde, bedenimizi cezalandırmamıza gerek yok. Ertesi gün yapılacak en doğru şey; bol su içmek, hafif beslenmek ve “dengeyi” kaldığı yerden sürdürmektir. Detokslar, açlıklar, pişmanlık cümleleri yeni yılın ruhuna pek yakışmaz.

Çünkü sağlıklı beslenme bir gecede bozulmaz.
Ve en güzeli şu: Bir gecede de kendinize olan güveniniz kaybolmaz.

Yeni yıl; daha az yük, daha çok iyi hissetme, daha fazla şefkatle gelsin. Sofrada da hayatta da…