Cumanın gelişi perşembeden gösterildi
Siyaset ve yerel yönetimler tarihinde bazen öyle süreçler yaşanır ki, gelişimiyle, aşamalarıyla ve oluşturduğu atmosferle adeta "geliyorum" der. İzmit Belediyesi'ne yönelik son operasyon da tam olarak böyle bir tablo ortaya koydu. Türkiye'de bugüne kadar belediyelere yönelik soruşturmalar çoğu zaman bir sabah ansızın gerçekleştirilen şafak operasyonlarıyla hafızalara kazındı. İzmit'teki süreç ise alışılmışın dışında, adım adım ilerleyen bir görüntü verdi.
Her şey, ihale süreçleriyle anılan bazı isimlerin gözaltına alınmasıyla başladı. Ardından çember giderek daraldı; belediye başkanının en yakın çalışma arkadaşlarından bazı isimler, daha önce görev yapmış kişiler ve şoförü de gözaltına alındı. Sonrasında gelen serbest bırakılmalar ise kamuoyunda farklı yorumların yapılmasına neden oldu.
Sürecin yalnızca adli boyutu değil, medya ayağı da dikkat çekiciydi. Belediye ve Başkan hakkında usulsüzlük iddialarını gündeme taşıyan bazı gazetecilerin ifadeye çağrılması, operasyonun etki alanının sadece belediye binasıyla sınırlı kalmadığını gösterdi.
Adım adım örülen süreç
Yaşananları kronolojik olarak alt alta koyduğumuzda ortaya çıkan tablo oldukça farklı. Bu operasyon, tam anlamıyla "cumanın gelişi perşembeden belli olur" sözünü hatırlatan bir şekilde ilerledi. Kocaeli'nde uzun yıllardır siyaset ve yerel yönetim haberlerini takip eden biri olarak, bugüne kadar genellikle ani gelişmelere, beklenmedik operasyonlara tanıklık ettik. İlk kez bu kadar kademeli, aşamalı ve kamuoyuna hissettirilerek ilerleyen bir sürece şahit oluyoruz.
Aslında Kocaeli ve özellikle İzmit kamuoyu da bu operasyonun geleceğini adeta hissede hissede yaşadı. Sürecin her aşaması, bir sonrakinin habercisi gibiydi. Bir anlamda kamuoyu hazırlanırken, operasyon için de zemin oluşturuldu ve ardından düğmeye basıldı.
Asıl sorular henüz cevap bulmuş değil
Ortada gerçekten yolsuzluk var mı? Usulsüzlük iddiaları ne kadar güçlü? Bunların cevabını bugün vermek mümkün değil. Bunu soruşturmanın ilerleyen safhalarında ve mahkemelerin vereceği kararlarla göreceğiz.
Muhalefet cephesinde ise en çok dile getirilen soru şu: "İktidar belediyelerinde hiç yolsuzluk yok mu?"
Bu soruya "yok" diyebilmek için vicdanı bir kenara bırakmak gerekir. Çünkü mesele, "sen yaptın, ben yaptım" tartışması olmamalı. Kamu kaynağını kullanan herkes aynı hukuk ve aynı denetim mekanizmasına tabi olmalı. Yolsuzluk varsa kim yaparsa yapsın hesabını vermeli, yoksa da hukukun bunu açıkça ortaya koyması gerekir.
Adaletin terazisinin ne kadar eşit işlediği ise Türkiye'de yıllardır tartışılan bambaşka bir konu. Bu tartışma da bugün başlamış değil.
Sadece bir yolsuzluk soruşturması mı?
Dosya olgunlaştıkça ve yeni bilgiler ortaya çıktıkça süreci daha net okuyacağız. Ancak bugün itibarıyla görünen tablo bana sadece bir yolsuzluk soruşturmasının ötesini düşündürüyor.
Türkiye'nin seçim atmosferine doğru ilerlediği bir dönemde yaşanan bu gelişmeler, muhalefetin yeniden şekillendirilmesi ve seçim öncesinde ayağa takılabilecek taşların temizlenmesi olarak yorumlanabilecek siyasi tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Elbette bunun kesin hükmünü bugün vermek mümkün değil. Ancak siyasette zamanlama her zaman önemlidir ve bu operasyonun zamanlaması da ister istemez bu soruları akıllara getiriyor.
Son sözü yine hukuk söyleyecek. Dosyalar mahkeme salonlarında konuşacak, deliller değerlendirilecek ve gerçekler ortaya çıkacaktır. Ancak bir gerçek var ki; İzmit'te yaşanan bu süreç, ani bir operasyon değil, kamuoyunun günler öncesinden hissettiği, adım adım örülen ve "cumanın gelişi perşembeden belli olur" sözünü hatırlatan farklı bir operasyon süreci olarak hafızalara kazındı.