Birileri, toplumun sinir uçlarını kaşımayı kendine dönem dönem görev edinmiş gibi davranıyor.
Kimi zaman Atatürk büstlerine saldıran provokatörler çıkıyor karşımıza, kimi zaman analarımızın başörtüsüne, kimi zaman Cumhuriyet’in temel değerlerine, kimi zaman dini tercihlere, kimi zaman Türk bayrağımıza saldırırlar.
Esasında hepsinin hedefi tektir.
Birlik ve beraberliğimizi bozmak.
Önceki gün ise bayrağımıza yönelik bir hadsizlikle karşı karşıya kaldık.
Toplumun hassasiyetleriyle oynayarak bir yere varabileceklerini zannedenler büyük bir yanılgı içindedir.
Bu ülkenin hafızası güçlüdür.
Kurtuluş Savaşı öncesinde de bu milleti küçümseyenler, hor görenler vardı.
Sonuç ne oldu, tarih yazdı.
Toplumun her kesiminden insanların omuz omuza vererek, sayıca az ama niyetçe büyük düşmanları bu topraklardan gönderdiğini herkes hatırlamalıdır.
Belli ki hafıza tazelemek gerekiyor.
Bu tür girişimlere tıbben nasıl bir teşhis konur, onu uzmanları bilir.
Benim bildiğim tek şey şudur.
Bu ülke, zor zamanlarda tek vücut olmayı başarmış bir ülkedir.
Bugün 86 milyon vatandaşıyla hâlâ aynı ortak paydada buluşabilecek güce sahiptir.
Doğduğumuz yerler, örf ve adetlerimiz, hatta zaman zaman dilimiz değişebilir; ama bizi bir arada tutan değerler değişmez.
Bayrağı hedef alıp sınırı geçerek başka ülkelerde provokasyon peşinde koşanlar ve onların içerideki sözcüleri.
Amacınızı biliyoruz. Bu millet sizin oyunlarınıza gelmeyecek.
Önceki akşam Dilovası’nda yapılan basın açıklamasını ve kullanılan dili dikkatle izledik.
Söz konusu ismi uzun yıllardır tanırım.
Milletvekili olmadan önce yürüttüğü bazı çalışmaları, insan hakları çerçevesinde değerlendirdiğimiz, zaman zaman katılmasak da saygı gösterdiğimiz dönemler oldu.
Ancak bugün gelinen noktada, bu çizginin aşıldığını; insan hakları söyleminin, toplumu ayrıştıran ve geren bir dile dönüştüğünü görüyorum.
Toplumu kışkırtmaya, güvenlik güçlerini hedef haline getirmeye yönelik her girişim beyhudedir.
Türkiye artık eski Türkiye değildir.
Gençleri üreten, mühendisleriyle dünyaya açılan, savunma sanayinde “ben de varım” diyen bir ülkedir.
Havacılıktan teknolojiye pek çok alanda rekorlar kırılmaktadır.
Kentimiz adına baktığımda da aynı tabloyu görüyorum.
Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı görevini devrettiğinde üç proje say deseniz; tramvay, Gonca Engelsiz Yaşam Merkezi ve geçtiğimiz hafta sonu Türk dünyasını Kocaeli’de buluşturan programı sayarım.
Zaman zaman eleştiririm, hatta çevresindeki bazı isimlerin kendisini yanlış yönlendirdiğini düşündüğüm de olur.
Ancak artıları ve eksileri bir kefeye koyduğumda, bu üç proje benim için ağır basar.
Tam da Kocaeli’de Türk dünyasının buluştuğu bir programın ardından, Nusaybin’de yaşananlar ve Dilovası’ndaki açıklamalar ister istemez dikkat çekiyor.
Tesadüf mü, değil mi, kamuoyunun takdirine bırakıyorum.
Şunu bir kez daha ve açıkça söylemek gerekiyor:
Bayrak bizim için namustur.
Bayrak, toplumun hafızasıdır.
Bayrak, şehitlerin kanıdır.
Bayrak, bağımsızlığımızın sembolüdür.
Bu değerlerin ne anlama geldiğini, aidiyet duygusu olmayanlar anlayamaz.
O yüzden toplumun sinir uçlarıyla oynamayın.
Bu milletin ortak değerleriyle oynayanlar, er ya da geç karşılığını alır.
Toplumu germeyin diyorum.
Saman alevi gibi tepki gösterirler sonra susarlar diye düşünmeyin mevzu bahis bayrak ve vatansa gerisi teferruattır.