Dinlemek artık o kadar değerli oldu ki! Bunun için bizi gerçekten anlayan ve dinleyen birine gidebilmek için o kişiye para verip, sadece beni anladığını söylediği için aylardır, yıllardır içinde bulunduğumuz psiko-sosyal yalnızlığımıza derman olduğunu hissedip rahatlıyoruz.
Acaba siz de her gün bir şekilde hayatın yoğunluğu içinde çabalarken, bu iş yeri olsun ya da evdeki hayatı organize eden biri olarak hep bir tempo içindesiniz. Gün içinde biri size gelip de “Nasılsın?” dediğinde samimiyetle hep “İyiyim.” demeyecek kadar kendinize dürüstsünüzdür. Çünkü bazen günün sonunda eve zor atıyorsunuz kendinizi ve iki lokma bir şeyler hazırlayıp yedikten sonra da hâlâ bir günün bıraktığı yorgunluğu konuşacak biri yanı başınızda yoksa, o gün kalan kısmı da ruhsal olarak içeride birikir ve kısır döngü, dinlenilmeme duygusu da kronikleşen bir yara gibi hastalık yapar insanda.
Bunun için biri tarafından “Nasılsın?” diye sorulması o kadar değerli ki artık. Herkes neredeyse yan yana geldiğinde aynı masada 3-5 dakikadan sonra beklenilen o sohbeti yapmak yerine ya da “Beni dinleyecek.” diye düşündüğünüz arkadaşınız ya da aileden birinin hemen cep telefonuna bakması, arada başıyla sizi onaylar gibi yapması da insanı delirten son noktadır.
Benim sağlıklı yaşam konularında yaptığım bilgilendirme günlerinde ya da demans üzerine grup sohbetlerinde en çok gördüğüm şey, insanların kendilerinin “duyulmak” istenmeleridir. Eskiden ben de duyulmak için kendimi parçalıyordum. Biri beni anlasın ya da konuşurken beni gerçekten dinlesin isterdim. Fakat yıllar sonra bu konuda profesyonel yardım alıp da dinlenilmeye başlandığımda, kendi hayat yolculuğuma tanıklık edip kendimle farkındalık yolculuğuna çıktım. Bu yolculuk harika bir serüvendi.
Sevgili okurlar, en önemli farkındalık bende şu oldu: Ben önce kendimle konuşmayı ve kendimi dinlemeyi öğrendim. Kendime sabır göstermeyi öğrendim. Bunu yapınca sonrasında bu bilginin bende kalmaması gerek diye bulunduğum şehirde sağlıklı hayat toplantıları organize ederek sohbet günleri düzenledim. Anlatırken beni dinliyorlar mı diye arada karşılıklı sohbetler ederdim. Bazen de bana şaka yollu şöyle diyen de olurdu:
“Biz yıllar boyunca hep dinledik, dinledik ama kimse bizi adam yerine koyup da acaba bu insanın derdi nedir, üzüntüsü nedir diye soran da olmadı, dinleyen de olmadı. Bir ömrü heba geçirdik. Şimdiki aklımız olsaydı o zaman susmaz, cevap verirdim. Ama bize susmak gerekti, böyle öğretildi.”
Sizde de şu olur mu: Karşınızdaki konuşurken siz de ona birazdan ne söyleyeceğinizi aklınızdan geçirdiğiniz olur mu? Bence çok kişi buna “Evet.” diyecektir. Bunu ben de yaşadım ve şimdi gerçekten karşımdakini dinliyorum. Sabırla bekliyorum. Fakat saatlerce değil tabii.
Karşınızdakine arada mola yerini hatırlatmalı, söze girmeliyiz ki onun dinlenildiğini, sizin de anladığınızı hissetmesi için sohbete dâhil olmanız gerekir. Yoksa konuşan kişi bazen ipin ucunu da kaçırabilir.
Duyulduğumuzu ve anlaşıldığımızı hissettiğimizde içimizde bir huzur olur. İçten içe güven duygumuz artar ve kendimizle daha güçlü bağ kurarız. Karşımızdaki kişinin de hayatımızdaki yerinin ne kadar değerli olduğunu anlarız. Dilimizi ve ruhumuzu daha canlı tutarız. Teşekkür etmesini, özür dilemesini, “Yardımcı olabilir miyim?”, “Sizin için ne yapabilirim?” demeyi, göz göze gelince selamlaşmak gibi değerli davranışlarımızı yeniden hayata tutundururuz. Çünkü hepimizin bunlara ihtiyacı var.
Son zamanlarda hepimizi üzen o kadar çok şey oldu ki! İnsan insana yakınlığımızı kaybettik. Aynı ailede ve yan yana, iç içe olmamıza rağmen ses tonumuzdan, dilimizden çıkan kelimelere kadar her şeyin ölçüsünü kaçırdık. Her yerde, ulaşımda olsun dış mekânlarda olsun, herkes küfürlü, ağza alınmayacak şekilde konuşmalara başladı.
Dinlemek ve duyulmak hem ailede hem de iş yerlerinde çok ama çok önemli. Kişisel egolarımızı ve bireyselliğimizi bir kenara koyup insani olarak değer katacak şekilde yaşamayı öğrenmeliyiz.
Bazen “Nasılsın?” yerine: “Son günlerde seni durgun görüyorum, seni durgun eden konu nedir?” diye sorarak karşımızdaki kişinin değerli ve duyulmaya ihtiyacı olduğunu hissettirip rahatlamasını sağlayabiliriz.
Kesinlikle yüksek ses tonu ve kırıcı kelimelerden uzak durmalıyız. Devamlı masa üstündeki telefonla yakınlaşmak, karşımızdaki kişide değersizlik duygusu yaratır. Hem kendimizle olan değer duygusu hem de yanımızdaki kişi ile iletişimimizi zayıflatır. Empatiyi zayıflatır ve bu da bizi hayatın her alanında maalesef etkisiz dinleyici hâline getirir. Motivasyon konusunda bilişsel sezgilerimizi zayıflatır.
Samimiyetle dinlersek anlayışlı ve sabırlı oluruz. Bu duygu bizde, yaptığımız işe göre de liderlik ya da insani yönden çok özel bir beceri yetisine sahip olmamızı sağlar.
BİRÇOK İNSAN KONUŞACAK BİRİLERİNİ BULAMADIĞI İÇİN KENDİNİ YALNIZ HİSSETMEZ. KİMSENİN BU İNSANLARI GERÇEKTEN DİNLEMEDİĞİ İÇİN İÇSEL ÜZÜNTÜ VE YALNIZLIK DUYGUSU HİSSETTİRİR. DUYULMAK VE DİNLENİLMEK, BU YAŞAMDA YALNIZ OLMADIĞINI SİZE HATIRLATIR.