Memlekette nereye gitsen aynı nakarat: “Polis maaşları çok arttı, memur içinde en iyi onlar alıyor.” Kağıdı kalemi eline alıp hesap yapınca rakamlar süslü görünüyor olabilir. Ama gelin bir de o üniformanın içindekine, karakolun tozunu yutana, 12-12 veya 12-24 sisteminde ömrü tükenen adama sorun. Dışarıdan bakınca parlayan o düğmelerin arkasında aslında büyük bir “hak ediş” sancısı var.

Mesai Değil, Adeta Bir Ömür Tüketme Sistemi

​Polislikte mesai saati dediğin şey, duvardaki saate bakılarak ölçülmez. Sabah evden helalleşip çıkan adamın ne zaman döneceği belli değildir. Kağıt üzerinde 8-10 saat görünen görev; bir toplumsal olayla, bir ek görevle, bir "ikinci bir emre kadar" talimatıyla ucu bucağı olmayan bir tünele dönüşür.

Ücretsiz Mesai Yükü: Bir beyaz yakalı haftada 40-45 saat çalışırken, bir polis memuru bazen haftada 70-80 saati deviriyor. İşin acı tarafı; bu fazladan geçen saatlerin çoğu zaman ne bir kuruş karşılığı var ne de "yarın geç gel" denecek bir insiyatifi. Yani polisin emeği, "görev kutsaldır" parantezine alınıp bedavaya getiriliyor.

"Fena Değil" Denen Maaşın Görünmeyen Giderleri


Bugün bir polisin cebine giren para, dışarıdan "fena değil" görünüyor. Ama o maaşın içinden neleri ödediğini kimse hesap etmiyor:

Kira ve Tayin Çilesi: "Şark" dedin, "Batı" dedin; polis ömrünü lojman sırasında ya da fahiş kira artışlarının göbeğinde geçiriyor. Her tayin, sıfırdan bir ev kurmak, nakliye parası, okul değişikliği ve eşinin işinden olması demek.

Sosyal Hayatın Maliyeti: Bayramda, seyranda, hafta sonunda herkes ailesiyle plan yaparken; polis ek görevde sandviç yiyor. Çocuğunun doğum gününü kaçırmanın, eşini bayramda yalnız bırakmanın bedelini hangi maaş zammı ödeyebilir?

Üniformanın Altındaki Psikolojik Yük

Polis sadece asayişi sağlamıyor; toplumun tüm gerginliğini, stresini ve şiddetini göğsünde yumuşatıyor.
Sürekli Teyakkuz Hali: Sokaktaki kavgayı ayırırken, bir terör operasyonuna giderken ya da gece yarısı ıssız bir sokakta devriye atarken "canı cebinde" geziyor.
Yıpranma Sadece Fiziksel Değil: Her gün adli vakalarla, ölümle, acıyla yüz yüze gelen bir insanın ruh hali ne kadar sağlıklı kalabilir? Buna rağmen psikolojik destek mekanizmaları hala çok kısıtlı ve "zayıflık" olarak görülme korkusuyla çoğu zaman ulaşılamaz durumda.


İzin Hak mı, Hayal mi?

Kağıt üstünde yıllık izin hakkı var ama sahada "personel eksikliği" duvarına tosluyor. Bayramda izin yok, yılbaşında izin yok, seçimde izin yok... Polis için tatil, bir dinlenmeden ziyade, bir sonraki yoğun tempoya kadar alınan kısa bir nefes molasından ibaret.

Neticede;



Polis memuru işinden kaçmıyor, vatan görevinden yüksünmüyor. Ama artık şu gerçek görülmeli: Kutsal meslek, karın doyurmuyor. Bugün bir polis memuru sadece geçinmek değil, hak ettiği değerin maddi karşılığını da görmek istiyor. "Polis maaşı arttı" diyenlere sormak lazım: Siz ayda 250-300 saat çalışıp, her an canınızı tehlikeye atıp, bayramda çocuğunuzun yüzünü görmemeye o maaşı kabul eder miydiniz?
​Sorun sadece rakamlar değil; sorun, emeğin karşılıksız kalmasıdır. Polisin mesaisi bitmek bilmiyor, cebindeki para ise ay sonunu görmeye yetmiyor. Bu terazi artık bu sıkleti çekmiyor!