Geçtiğimiz akşam iş çıkışı, uzun zamandır gitmediğimiz Değirmendere’ye doğru arkadaşlarla yola çıktık.

Sanayi ışıklarından başlayan trafikle birlikte ağır aksak ilerliyoruz...

Sebep mi?

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin Başiskele kavşak düzenleme çalışması.

Kimse yanlış anlamasın, eleştirmiyorum.

Bitince gerçekten büyük bir trafik çilesi bu bölgede biteceğine inananlardanım.

Çünkü her sabah o bölgeden gidip geliyorum.

Neyse konumuza dönelim.

Seymen’i geçtikten sonra trafik nihayet açıldı derken, İhsaniye mevkiinde bu sefer karşı yönde trafik kitlenmiş.

Bu kez trafik tamamen durmuş, yol kapatılmış.

Bir haberci refleksiyle aracı kenara çektim.

İlk tahminim bir trafik kazası ya da belki de bir intihar girişimiydi.

Ama gerçek, aklımın ucundan bile geçmeyecek türdendi.

“Caminin minaresini yıkıyorlar!”

Evet, yanlış duymadınız.

Çiftlik Ulu Camii’nin minaresi, depreme dayanıksız raporu nedeniyle yıkılacakmış.

Ama nasıl yıkılacak?

Filmlerde görsek “bu kadar da olmaz” diyeceğimiz, Orta Doğu sokaklarından fırlamış bir sahne:

Minareye halat bağla, ekskavatörü tak, “hadi bismillah” deyip çek!

Trafik polisleri yolu kesmiş, Gölcük zabıtası kenarda, vatandaşlar ellerinde telefon, sosyal medya canlı yayında...

Sanki yıkım değil de festival!

Halat defalarca koptu, minare "bir sağa bir sola" dans etti ama bir türlü yıkılamadı.

Yani yıkım değil, adeta “minareyle inatlaşma sanatı”.

Müteahhit kim, işin sorumlusu kim?

Zabıtaya soruyorum: “Bu işi kim yapıyor?”

Cevap: “Müteahhit.”

Yani bu şehirde artık D-130 gibi ana arterde trafiği kesmek için belediyeden, müftülükten ya da bakanlıktan izin almanız gerekmiyor.

Halatı tak, makinayı çalıştır, trafiği kes, dene babam dene!

İş güvenliği?

Unut gitsin.

“Eksvatöre 25 metre yaklaşmayın derler ya, elemanların elinde hurda lastikler kayan paletin altına lastik atma yarışı. Vatandaşın elinde telefonla neredeyse minarenin dibinden story atıyor.

Kimse de çıkıp “Dur kardeşim ne yapıyorsun?” demiyor diyeceğim ama Allahı var zabıta arkadaşlar açılın, açılın diye cılız sesle bağırıyor.

Halat koparsa, ekskavatör kayarsa, minare D-130’a doğru devrilirse...

Allah muhafaza. Ama sorumlu kim? Cevap yine yok.

Kaldı ki benim gördüğüm halat koptu. Sonra tekrar takıldı.

Gecenin sonunda yorgun minare, vazgeçen ekip.

Minareyle boğuşa boğuşa bir yere varılamadı.

Biz Değirmendere’de çayımızı içtik, sohbetimizi ettik, saat 22.00’de dönüş yolunda tekrar uğradık.

Ne mi oldu? Minare yerinde, ekip gitmiş.

Üstüne üstlük, minarenin yıkılmasını kolaylaştırmak için hasar da verilmiş.

Eee şimdi gece deprem olsa, o minare yıkılsa, oradan geçen araçlara bir şey olsa...

Hesabı kim verecek?

Sayın Başkan Sezer, lütfen bir bakın

Eminim ki Gölcük Belediye Başkanı Ali Yıldırım Sezer bu tabloyu görse, bu işin sorumlularının kulaklarını çınlatır.

Ama ne yazık ki, olan yine vatandaşa oluyor.

Caminin arkasına yenisinin yapılacağı söyleniyor.

Güzel.

Ama şu kafayla gidersek o caminin ilk taşı da, son minaresi de sosyal medya story’siyle yapılır.

Bir de unutmadan...

Ey zabıta, polis, müteahhit, herkes!

Bir minareyi yıkarken koca bir şehri felç etmeye ne hakkınız var?

Ambülans cayırtıları arşı alaya ulaştı ama operatörün umurunda mı?

Peki kimin umurunda olması gerekiyor.

Suçlamak için sormuyorum. Ama bu işin muhatabı kimm.

Yıkacaksanız, yıkın ama usulünce yıkın.
Yoksa bu şehre yazık ediyorsunuz.