KAMU VİCDANININ CEVAP BEKLEDİĞİ SORULAR

İzmit Belediyesi'ne yönelik operasyon günlerdir Türkiye'nin gündeminde. Gözaltılar, iddialar, itirafçı beyanları, yerel basında çıkan haberler ve peş peşe yapılan açıklamalar...

Ancak bugüne kadar kamuoyuna yansıyan bilgiler üzerinden bakıldığında, geniş kapsamlı operasyonu tek başına açıklayacak, tartışmasız ve somut delillerin henüz kamuoyu önünde ortaya konulmadığı yönünde ciddi değerlendirmeler yapılıyor. Sürecin önemli ölçüde itirafçı ifadeleri ve çeşitli iddialar üzerinden ilerlediği görülüyor. Hatta yerel gazetelerin genel yayın yönetmenlerinin bilgi sahibi sıfatıyla ifadeye çağrılması da soruşturmanın seyrine ilişkin kamuoyunda farklı yorumların yapılmasına neden oldu.

Elbette soruşturmanın tüm delilleri henüz dosyaya yansımamış olabilir. Hukuki süreç devam ederken kesin hüküm vermek doğru değildir. Ancak kamuoyunun soru sorması da en doğal hakkıdır.

AKILLARDAKİ EN BÜYÜK İDDİA

Operasyonun ardından en çok konuşulan iddialardan biri şu oldu:

"Eğer Fatma Kaplan Hürriyet bugün AK Parti saflarında olsaydı, aynı operasyon gerçekleşir miydi?"

Bu iddia yalnızca sosyal medyada değil, siyasi kulislerde ve yerel kamuoyunda da sıkça dillendirildi. Hatta bazı çevrelerde "AK Parti'ye geçecek mi?" yönünde haberler ve yorumlar dahi yapıldı.

Bu iddianın doğruluğunu ispatlamak mümkün değildir. Ancak böylesine güçlü bir algının oluşmuş olması bile, Türkiye'de yargıya ve denetim mekanizmalarına duyulan güven açısından üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir göstergedir.

SAYIŞTAY RAPORLARI SADECE MUHALEFET İÇİN Mİ GEÇERLİ?

Asıl dikkat çekici nokta ise tam burada başlıyor.

Sayıştay'ın Kocaeli Büyükşehir Belediyesi hakkında hazırladığı 2024 yılı denetim raporunda yer alan ve 2023 yılı işlemlerine ilişkin tespitler incelendiğinde, oldukça dikkat çekici bulgular karşımıza çıkıyor.

Raporda;

  • Taşınmaz kayıtları ile muhasebe kayıtlarının birbirini tutmadığı,
  • Yaklaşık 1 milyar 270 milyon liralık sermaye artırım taahhüdünün usulüne uygun muhasebeleştirilmediği,
  • Kamu İhale Kanunu'ndaki limitlerin aşılmaması amacıyla bazı alımların bölünerek doğrudan temin yöntemiyle gerçekleştirildiği,
  • Otopark, sosyal tesis ve tramvay işletme haklarının muhasebe kayıtlarında doğru şekilde izlenmediği,
  • Bazı taşınmazların özel hukuk tüzel kişilerine mevzuata aykırı şekilde tahsis edildiği,
  • Otopark gelirlerinin ilgili ilçe belediyelerine aktarılmadığı,
  • Kira alacaklarının zamanında tahsil edilmediği,
  • Takipli alacakların yeterince tahsil edilemediği,
  • Kiralanan taşınmazların abonelik devirlerinin yapılmadığı,
  • Bazı yapım işlerinde mahal listeleri ile uygulamalar arasında uyumsuzluk bulunduğu,
  • Süre uzatımlarının iş tamamlandıktan sonra verildiği,
  • Bazı faturaların yasal süre içerisinde düzenlenmediği,
  • Servis, taksi ve toplu taşıma kullanım haklarının süresiz verilmesinin mevzuata aykırı olduğu,
  • İşçilerin yıllık izinlerinin zamanında kullandırılmadığı,
  • Belediyede iç denetçi atanmadığı ve iç kontrol sisteminin yetersiz olduğu,
  • Bazı Sayıştay ilamlarının uygulanmadığı

tespitlerine yer veriliyor.

Bunlar Sayıştay'ın resmi denetim raporlarında yer alan bulgulardır.

ELBETTE HER BULGU SUÇ DEĞİLDİR

Burada önemli bir ayrımı yapmak gerekir.

Sayıştay raporlarında yer alan her bulgu, tek başına ceza hukuku anlamında bir suç işlendiği anlamına gelmez. Bu raporlar idarenin mali yönetimi ve kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin denetim tespitleridir. İlgili idarelerin bu tespitlere cevap vermesi, eksiklikleri gidermesi ve gerekli düzeltmeleri yapması beklenir.

Dolayısıyla Sayıştay bulgularını doğrudan "yolsuzluk" olarak nitelendirmek hukuken doğru değildir.

Ancak...

AYNI HASSASİYET HERKES İÇİN GÖSTERİLİYOR MU?

Asıl tartışılması gereken konu da tam olarak budur.

Eğer bu bulguların tamamı muhalefet partisinin yönettiği bir büyükşehir belediyesinde ortaya çıksaydı...

Bugün yine sadece teknik açıklamalar mı dinlerdik?

Yoksa sabahın erken saatlerinde operasyonlar, gözaltılar ve televizyon ekranlarında canlı yayınlar mı izlerdik?

İşte kamu vicdanını rahatsız eden soru budur.

ÇİFTE STANDART TARTIŞMASI

Bugün Türkiye'nin birçok ilinde muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlar düzenleniyor.

Soruşturmalar açılıyor.

Gözaltılar yapılıyor.

Tutuklamalar yaşanıyor.

Buna karşılık iktidar belediyeleri hakkında Sayıştay raporlarında yer alan kapsamlı denetim bulgularının ardından benzer adli süreçlerin işletilmediği yönündeki algı, kamuoyunda "çifte standart" tartışmalarını her geçen gün büyütüyor.

Hukuk devletinde en büyük tehlike, adaletin var olmaması değil; adaletin taraflı uygulandığı düşüncesinin toplumda yerleşmesidir.

İZMİT OPERASYONU BU TARTIŞMAYI YENİDEN ALEVLENDİRDİ

İzmit Belediyesi'ne yönelik operasyonun gerçekten ciddi bir yolsuzluk soruşturmasının sonucu mu olduğu, yoksa siyasi tartışmaların gölgesinde yürütülen bir süreç mi olduğu konusunda bugün kesin bir hüküm vermek mümkün değildir.

Bu sorunun cevabını verecek makam siyasetçiler değil, bağımsız ve tarafsız yargıdır.

Soruşturmanın sonunda ortaya çıkacak deliller ve mahkeme kararları belirleyici olacaktır.

Ancak kamuoyunun sorguladığı asıl mesele bundan farklıdır.

Denetim mekanizmaları...

Soruşturmalar...

Operasyonlar...

Ve hukuk...

Acaba bütün belediyeler için aynı ölçüde mi uygulanıyor?

Yoksa belediyelerin siyasi kimliği, denetim ve adli süreçlerin işleyişini etkiliyor mu?

SON SÖZ

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi hakkında Sayıştay raporunda sıralanan bulgular ortadadır.

İzmit Belediyesi hakkında yürütülen soruşturma da ortadadır.

Bir tarafta resmi denetim raporları...

Diğer tarafta devam eden bir adli süreç...

Hukuk devletinin en temel ilkesi, benzer durumlarda benzer uygulamaların yapılmasıdır. Kamu vicdanını rahatlatacak olan da, tüm kamu kurumlarının ve belediyelerin siyasi kimliğine bakılmaksızın aynı hukuk kuralları ve aynı denetim anlayışıyla değerlendirilmesidir.

Bugün cevap bekleyen soru şudur:

Hukuk gerçekten herkese eşit mi uygulanıyor?

Yoksa belediyelerin siyasi kimliği, denetimlerin ve soruşturmaların yönünü belirleyen görünmez bir ölçü mü hâline geliyor?

Bu soruların cevabını zaman gösterecek.

Takdiri kamu vicdanına bırakıyorum.